Gönderi

10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 6. kitabı
Bazı kitaplar var üzerine saatlerce konuşa bilirsin. Bazı kitaplar var hem okurken çok keyif alırsın, hem de bittiği zaman günlerce o kitabı düşünürsün. Öyle bir kitap işte Martin Eden. Yazarın kalemini zaten çok seviyorum. ‘Beyaz diş’ ve ‘Adem’den önce’ kitaplarını okumuştum, ikisinde de kalemine hayran kalmıştım. Özellikle Beyaz diş 10/10luk bir kitap bana göre. Martin Eden’in otobiyografik bir roman olduğunu düşünürsek öncesinde London’un başka kitaplarını okumuş olmak kitabı daha keyifli bir hale getirdi. Martin’in neler yazdığı ya da nasıl bir kalemi olduğu hakkında bir fikriniz olmuş oluyor böylelikle. Kitaba gelirsek. Eğitimsiz, çalışkan, hayatını kendi kazanan bir genç denizci şehire geldiği seferlerin birinde burjuvadan genç bir edebiyat öğrencisine aşık olur. Ona layık olmadığını, daha doğrusu onunla konuşacak bir şeyi olmadığını hatta nasıl konuşulacağını bile bilmediğini fark eder. Ve ben kendimi değiştire bilirim diye düşünür, karar verir ve yapar. Ben bu denizciden ibaret değilim, daha fazlasını yapa bilirim demesi ve aslında kendisine çok yabancı bir dünyada var olmaya çalışması o kadar etkileyici ki. Kitapların, edebiyat, bilimin, felsefenin yardımıyla kendini yeniden keşfetmenin hikayesi. Ve aşk. En büyük motivasyonu Ruth’a layık olmak ve yanına yakışmak. Kitap böyle akar gider. Hayal, hayal kırıklığı, aşk, kalp kırıklığı, dostluk, aile ve daha bir sürü şey. Hepsi de o kadar güzel anlatılmış ki. Ben bu kitapta kimseye nefret edemedim. Herkes toplumdaki rölüne uygun davrandı. Bir tek Martin kendinden yeni bir insan yaratmaya çalıştı ve başardı da. Diğerleri böyle bir şeye ihtiyaç duyduklarını bile düşünmüyor, anlamıyordu. Ama bunun için onları yargılamak da doğru değil bence. Çünkü insanlar böyle, böyleyiz. Martin gibi insanlar çok az. Kitaplar bunu yapa bilir insana, ufkumuzu açar ama yine nasıl davranacağımıza kendimiz karar veririz. Kolay olanı seçen yine bizizdir. Bir hikayede en sevdiğim şeylerden biri her zaman gerçek insanları okumaktır. Gerçek derken demek istediğim Ruth ve ailesi gibi, Martin’in ailesi gibi, Maria gibi. Bu karakterler ve hareketleri çok gerçekçiydi. -SPOİLER- Kitapta özellikle unutamayacağım iki bölüm vardı sanırım. Biri Martin’in parasızlıktan aç kaldığı günlerde Ruth’u düşünürken onu analiz ettiği bir sahne. Ruth benim aç olduğumun farkında, parasızlıktan yemek alamadığımı biliyor ama bunun ne kadar zor olduğunu anlamıyor çünkü hiç yaşamamış ve yaşayan birini de yakından görmemiş. Gördüğü zaman da, mesela Martin’in evine geldiğinde bilinçli ya da bilinçsiz yüzünü çevirmiş, görmek, anlamak istememiş. Açlığın insanı öldüre bileceğini fark etmemiş. Ruth’un aslında bu kadar basit ve kolay anlaşılır bir durumu gerçekten Martin’i sevmesine rağmen fark edememesi çok gerçek ve etkileyici bir sahneydi. Bir de kitap bittikten sonra bile beynimde yankılanmaya devam eden “Ama benim yapıtlarım bitmişti” cümlesi. Martin’in ünlü olduktan sonra hiç bir şey yazmaması, her şeyi o parasız ve aç günlerinde yazmış olması ama insanların bunu bir türlü anlayamaması, Martin’in o muhteşem hayal kırıklığı o kadar güzel anlatmış ki London. Martin kadar nahif ve güzel insanlar daha çok olsa dünya daha yaşanası bir yer olurmuş diye düşünmeden edemiyor insan. Okumadan ölmemek lazım dediğim kitaplardan biri oldu.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
·
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.