·136 syf.····Okunma: 19 Şubat 2023 15:00 Mevlana’nın Mesnevi’sinde 25 bin 700 beyit vardır. İlk on sekiz beyitine “Ney Mesnevisi” denir. İşte bu eser ilk on sekiz beyiti özet şeklinde açıklıyor. Ney’in öneminden ilahi aşktan bahsediliyor. Okumanızı tavsiye ediyorum. Kitap içinde geçen bir kısmı buraya bırakıyorum. İyi okumalar.
Hz. Muhammed, kendi tekâmülünün üst noktası olan miraç hadisesinden sonra birçok sırra nail olur. Bir gün nail olduğu sırlar üzerine tefekkür ederken, Hz. Ali girer içeriye ve “Efendim sizi çok düşünceli görüyorum, acaba bir sorununuz mu var?” diye sorar. Hz. Muhammed “Yoktur ya Ali. Bana verilen sırları düşünüyorum” diye karşılık verir. Hz. Ali bu cevaptan çok etkilenmiştir. “Küçücük bile olsa o sırlara benim de vâkıf olmam mümkün müdür acaba?” diye sorar. “Kaldıramazsın ya Ali” der Hz. Peygamber. Fakat Hz. Ali’nin gözlerindeki isteği görünce, yanına oturmasını işaret eder ve başlar anlatmaya.
İşittiği şeylerden sonra Hz. Ali’nin içinde yoğun bir aşkınlık dalgalanır. Yerinde duramaz gibi olur. Dışarı çıkmak için Hz. Peygamber’den müsaade ister. Öylesine yüklenmiştir ki yüreği, haykırmak gelir içinden. Mekke sokaklarında dolaşıp herkese duyurmak ister yüklendiği sırları. Ancak o zaman rahatlayabilecektir içi ama bunu yapamaz. Adı üzerinde, yüküne talip olduğu şey sırdır. Herkese açık değildir. Sorumlulukları vardır. Peki, içindeki bu taşkın seli ne yapacaktır şimdi? Nereye akıtabilecektir yükünü? Derken aklına bir fikir gelir, Mekke’nin dışına çıkar ve kör bir kuyu bulur. Bağıra bağıra kuyuya anlatır içindekileri. Sonunda sakinleşip rahatlar yüreği. “Oh!” der. Ne var ki aktardığı yük bu kez kör kuyuya tesir etmiştir. Kuyu, aldığı sırlarla gürüldemeye başlar durup dururken. İçi kaynıyor gibidir. Derken aşka gelerek suyla dolmaya başlar. Sular yükselir de yükselir... Çok geçmeden kör kuyudan sular taşar. Hatta öyle bir taşar ki etraftaki kamışlıklar beslenip çoğalır. Böylece kuyunun taşıdığı sırlar, kamışlığa da sirayet eder. Kuyu rahatlamıştır ama sırların yükü artık kamışların yükü olmuştur.
Bir bahar günü koyunlarıyla kuyunun yanından geçen bir çoban, kamışların gövdesine rüzgâr değdikçe ne kadar içli ve hoş nağmeler çıkardığını fark eder. Hemen bir kamış alır eline. Kurutup bekletir bir süre. Gövdesinde delikler açıp üflemeye başlar sonra.
Bir gün Hz. Muhammed, Hz. Ali’yle kırlarda gezerken çobanın üflediği kamışın sesini işitir. Hz. Muhammed bir an durup Hz. Ali’ye bakar ve “Sen benim sırlarımı başkasına mı anlattın Ali?” der. Hz. Ali durumu anlar ve kendince açıklamaya çalışır. Kör bir kuyuya içini boşalttığından söz eder. Sonrasında neler olduğunu anlamıştır Hz. Muhammed, çobanın neye üflediği yöne doğru bakar ve “Bu kamış parçası kıyamete kadar benim sırlarımı anlatacak ama yalnız kalbi açık olanlar bu sırları anlayabilecek” der.
İşte bu yüzden sufiler neye, sır taşıyıcısı derler.