İlk defa bir japon klasiği okudum. Kitabı elime alır almaz kapağının güzelliğinden hemen bir sempatim oluştu kitaba. İthaki yayınları bu pazarlama işini gerçekten iyi beceriyor. Polisiye öykü kitabı olması da ilk baştan ilgimi çekti halihazırda izlediğim japon filmlerinin senaryolarının farklılıklarından olsa gerek öykülerde de böyle değişik değişik olaylar bekliyordum ki bu konuda gerçekten beklentimi karşıladı diyebilirim.
Öldükten sonra üne kavuşan Keikiçi Osaka genç yaşta yazmış olduğu 9 öyküden oluşmuş bu kitapta (kitabın arka kapağında 8 öykü olduğu yazıyordu basım hatası var herhalde) sıkmayan, uzun betimlemelerin olmadığı bir dil kullanmış. Bu sebeple çerezlik denebilecek bir kitap. Her öyküde esrarengiz ve ilk bakışta doğaüstü gibi görünen karışık olayların finalde aslında basit ve mantıklı bir açıklamasının olduğunu görüyoruz. Tek oturuşta okuyup bitirmek kitaptan alacağınız zevki azaltabilir çünkü tüm öyküler giriş-gelişme-sonuç olarak aynı şekilde ilerliyor ve bir süre sonra sıkıcı hale getirebiliyor okumayı. Öykülerdeki konular ilgi çekici olsa da olayların çözümlenişi biraz basit kalıyor gibi geldi bana. Olayın içine girdikçe yükseliyor gibi bir hava veriyor ve final kısmında tatmin edici olmayan bir iniş gerçekleşiyor. Dikkatimi çeken bir diğer nokta kitapta bolca vahşet bulunmasıydı. Karakterlerin ölüm şekli sanki bol kanlı bir film izliyormuş gibi bir his yarattı bende. Zaten bundan olsa gerek yazıldığı dönemde halk ve yönetim tarafından sakıncalı olarak görülmüş ve pek talep olmamış bu yazarın işlerine.
Beklentimin belki de yüksek olması sebebiyle pek umduğumu bulamasam da eğlenceli ve pişman etmeyen bir kitaptı.