Barış İnce’nin okuduğum ilk kitabı oldu.
Yazarın anlatım şeklini, her bölümün başında -ana konu ile kısmen ilgili- tarihi anekdotlar verişini ve en çok da her bölümün sonunda ele aldığı esas konudan bağımsız "o esnada aynı şehirde" diye başlamak üzere, peş peşe farklı olaylardan bahsetme şeklini sevdim. Hatta en çok bu bölüm sonlarını sevdim diyebilirim. Burada söz edilen olaylar sıradan gibi gözükmekle beraber; bir ortak yanı var ki her biri hayattaki bir başka acı ve birbirinden farklı gerçeği ortaya koyuyor. Dönüp, her bir cümleyi üzerinde düşünerek tekrar okuma isteği bırakıyor;
“O esnada aynı şehirde… Çocuk yaşta bir torbacı, polislerin arasından geçip okulun ilerisindeki halı sahanın girişine mitili attı, zengin bir adam, aldattığı karısı için bir otomobil galerisinden yeni bir araba satın aldı, uyanık bir müteahhit bitiremeyeceği bir projeden genç bir çifte krediyle ev kakaladı, sanayi sitesine dükkan açmış bir kokoreççi çeyrek ekmeğe bir avuç kimyon bocaladı, patronundan azar işiten şirket yöneticisi bir kadın, mesaj atarak evdeki yardımcısını payladı, Körfez’den gelen bok kokusu gebe bir kadının midesini bulandırdı.”
Romanın sonu hayal kırıklığı. Bende şu hissi bıraktı: sanki bu kitap bir taslak olmalıydı, geliştirilmeli ve özellikle sonu genişletilmeliydi.