Puan vermedi·724 syf.··
Beğendi
·
2023 6. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2023 13:01
Tutunamayanlar Oğuz Atay Tutunamayanlar kitabını  anlatmadan önce yazarın hayatını ve kim olduğunu paylaşmak istiyorum.  Oğuz  Atay  12 Ekim 1934’te Kastamonu İnebolu’da doğdu. 13 Aralık 1977’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini 1951’de Ankara Maarif Koleji’nde tamamladı. 1957’de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. 1960’ta İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü’nde (Bugün Yıldız Teknik Üniversitesi) öğretim görevlisi oldu. 1975’te doçentliğe yükseldi. Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Öykü ve yazıları 1971’den sonra Yeni Dergi ve Soyut’ta yayınlandı. Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle, bir süre Londra’da tedavi gördü; ama sağlığına kavuşamadı. Oğuz Atay'ın kitabını okumaya başlamadan önce hem üslubu hem de edebi kişiliği hakkında birkaç makale okunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hem ağır hem de yoran bir kitap. Kitap da 160 sayfa ilerlediğimde yarım bırakmayı düşündüm çünkü bir yerden sonra ne okuyorum diye sordum kendime. Bunun olması normal çünkü postmodern romanlarda giriş gelişme ve sonuç kısımları yoktur. Daha çok dolambaçlı bir şekilde bilinç akışı tekniğiyle karşımıza çıkıyor. Bunun için kitaba başlamadan önce yazar hakkında  makaleler okumak daha işimize yarayacaktır. Yazarın üslubuna gelince de başlarda sıkıcı olarak geçti evet ama kitabın sonraki kısımları çok zevkle okudum. Yazarın çok başarılı ironilerine yer yer gülüp bazı kısımlarda da hüzünlendim. Yazar, kitabını en yakın arkadaşını kaybeden Turgut adlı karakterin etrafında döndürüyor.  Turgut bir şok etkisiyle arkadaşının ölümünü bir türlü kabul edemeyip belki yaşarken anlamadığı arkadaşı  için kendini suçlayıp aslında kendisine kızıp Selim'in ölümüne sürekli suçlu birileri aramakla başlıyor. Ölümünü kabul etmediği  arkadaşını kendisiyle yaşatarak. Bazen olur ya hayatta çok değer verdiğimiz kişinin ölmesine bile gerek yoktur yokken bile yaşatırsın. Şöyle dersin o olsaydı ne yapardı? O olsaydı kesin şu şekilde düşünürdü.  Turgut da  gittiği her yerde diyaloglarına, geçmiş anılara tekrar tekrar arkadaşıyla önceden gittiği yerlerde onu sürekli yaşatıp hayattayken anlamadım yokken anlar mıydım çabası içinde sürekli.   Selim ise çocukluğuna kadar uzanıp dışardan farkedilmese de hep bir yerlerde anlaşılmayı isteyen ve çevresi yakınları tarafından anlaşılmadıkça toplumdan kaçıp kendi kabuğuna saklanan bir karakter. Kimseye benzemediğini  sürekli herkesten anormal davranışlar sergilediğini söyleyen gülünç durumlarla karşılaşınca kendini daha fazla suçlayan ve depresyonik bir halle karşılaşıyor en sonunda. Kendisine ne olduğunu bilmese de sürekli kendini suçlayıcı,her anını güya kendini anormal olarak damgaladığı için normal davranışlar sergilemek için bir tedbir ve huzursuzluk hali içinde olması, başkaları ne der nasıl düşünür endişesiyle kendi benliğini unutan bir selim var karşımızda. Bir çoğumuz da böyle değil miyiz?   Bazen farkında olmasak da zehirli bir çevrede yaşıyoruz. Size sürekli anormal diyen birileri yüzünden kendimiz olmaya cesaret edemiyoruz. Cesaret edemedikçe neden sorusu yakamıza yapışıyor. Bazen olmaz işte çevrenle aynı şeyleri aynı davranışları sergilemeye çabalayıp adapte olmaya çalıştıkça kendin kayboluyorsun. Selim de anlaşılmayı bekledikçe bir karşılık göremeyip insanları anlamayı da çevresiyle iletişimi de kesiyor tamamen. Çünkü bence size ilgi göstermeyen, sürekli fedakar olup değer göremeyen ve sizi uzun süre anlamayıp ciddiye almayan bir toplumdan kaçmanız beklenen bir davranış  olurdu. Bazen deriz ya zaten anlatsam da anlamaz zaten deyip boşvermişlik haline bürünüyoruz.  Selim de kendisine yapılmasını istemediğini her şeyi şimdi de çevresine yapıyordu. Çünkü ona göre kimse karşısındakinin parçalanışını görmek istemiyor. Böyle böyle intihar düşünceleriyle devam edip en sonda kendini öldüren bir karakterle ve Selim in öldüğünü hala kabul etmeyen sadece anladığını söyleyen Turgut 'la bitiyor. Ben kitabı daha önce bitirdim ama sürekli üzerine düşündüğüm bir kitap oldu.  Selim karakterinden kendimden parçalar buldukça ister istemez karşılaştırma yaptım. En son da şunu anlıyorsun bizler içinde bulunduğumuz çevreyle sürekli alışveriş halindeyiz ve biz istesek de istemesek de anlaşılmaya, kendimizi anlamaya başlayarak, kendim bireysel olarak ben de burdayım dercesine varolmaya mecburuz. Aksini düşünmememiz gerektiğini kitap bize çok güzel anlatıyor. Bize düşen kendimize şu soruyu sormak ben gerçekten çevremi ve sevdiklerimi ne kadar anlıyor ve yanlarında olabiliyorum. İyi okumalar 1000 kitap ailesi
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
·
112 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.