·272 syf.····Okunma: 03 Mart 2023 21:31 Dünyanın en prestijli üniversitelerinden olan Yale'de siyaset bilimi profesörü olan James C. Scott, çok ilginç bir çalışmaya imza atmış. Anarşist bakış açısıyla yazılan bu çalışma, ilk devletlerin bize anlatıldığı şekilde gelişip serpilmediğini ve işin içinde bambaşka dinamiklerin de olduğunu gözler önüne seriyor. ana akım tarih anlatısında, yani bizlere okullarda anlatılan şekliyle, "Neolitik Çağ"ın kabaca 10-11 bin yıl önce başladığı öğretildi. Ama yazar son bulgulara göre bunun doğru olmadığını, muhtelif yerlerde bağımsız şekilde tarım yapan ufak toplulukların bulunduğunu belirtiyor. Bir de çoğu insan Mezopotamya'da kurak bozkır alanında suyun ulaştırılmasıyla ilk tarımın yapıldığı yanılgısına sahip ama şimdi olduğu gibi binlerce yıl öncenin iklimi ve topografyası şimdiki gibi değildi. Bataklık ve taşkın alanların kenarlarında tarım faaliyetleri sürdürülürdü. Tabii daha sonra sulama kanallarıyla daha geniş alanlarda tarım faaliyetleri yapılmak istendi, ki ilk devletlerin emareleri de burada ortaya çıktı. İnsanlar köleleştirilip ağır işlerde çalıştırıldı, hayvanlar vahşi doğasından koparılıp evcilleştirildi ve tabii ateş de var ama ateşi ilk kullananlar 400.000 öncesine uzanan insansı atalarımız. İnsanlar hayvanları, bitkileri ateşi sadece evcilleştirmediler, bunlar tarafından evcilleştirildi de. Bir tür karşılıklı bağımlılık oluştu diye belirtiyor yazar. Uygarlığın bir başka dezavantajı ise hastalıklar olmuştu ve ölümcül kayıplar oluyordu. Bu tür salgın hastalıkların sebebi, toplu yaşam idi. 1800'lere kadar, yani aşıda ve genetik biliminde gelişmeler olana dek, günümüzde kolaylıkla kaçınabilecek bu hastalıklar büyük kayıplara neden olmuştu. Uygarlık buradan bakınca pek tatsız bir deneyim olmuş aslında. Bunlardan azade olan avcı-toplayıcılar, göçebe hayvancılıkla uğraşanlar daha avantajlıydı o zamanlar. Ama tabii ilk devletler bu bağımsız ruhları boyunduruk altına almaya çalışmış sürekli. Antikçağ'daki insanlar devletten bihaberdi, sadece vergi tahsildarı gelir vergi alır giderdi. Gücü elinde tutan ilk devletler oldukça acımasız bir şekilde köleliği ve sömürüyü sistemleştirdi. Yazılı kaynaklar sadece devletlerin tuttuğu vergi kayıtlarından vs. oluştu uzun bir süre boyunca. Sonraları anlatılar gelişti ve bunlar yazıya geçirildi, ki bundan dolayı dünyanın büyük bölümü hala bile resmi anlatıya inanıyor. Göçebeler, hayvancılıkla uğraşanlar buna gerek duymadılar çünkü yazıyla beraber yerleşik yaşamlar, ibadethaneler, toprak bölümü, kalıplaşan gelenek görenekler ve kavgalar falan derken çok zahmetli bir uğraş. Yazı ve bilgi egemenler tarafından günümüze kadar bir güç aracı olarak kullanıldı ve kullanılmaya devam ediliyor. Genelde yazının olmadığı çağlara karanlık çağ denip kötü gösteriliyor ama şu an daha beter. Akşener gibi ülkücülerle uğraşmak zorunda kalıyoruz. :)
Genel itibariyle kitaba bayıldım, ülke gündeminden dolayı tam odaklanamadım, daha erken bitirilebilirdi. Kitabın en iyi yanı günümüzle hiç bağlantı kurmadan okurun kendi kendine sorgulamasını sağlaması, gerçekten takdir ettim. Aklımda daha çok şey vardı ama şu an yorgunum. Bu tarz kitapları ilk kez üniversite 2'de okumaya başlamıştım. Hoca derste Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabından sorumlu tutmuştu. Wattpad, smut ve Elif Şafak okuyan ben ilk defa sömürgeyle ilgili ciddi bir şeyler okuyordum. O gün bugündür kurgu dışı ve felsefe ilgimi çeker. Kitap o kadar çok yönlüydü ki, tarih, antropoloji, arkeoloji, coğrafya, biyoloji, evrim vs. her şey vardı. Oldukça dikkatli bir çalışma olmuş, tam 50 sayfa sadece not ve kaynakça. KÜY'ü tebrik etmek gerek 2017'de yayımlanan bu çalışmayı literatüre kazandırdıkları için. Çevirmen Akın Emre Pilgir de olağanüstü bir iş çıkarmış. Tarihi coğrafya alanında uzman hocama mail attım kitapla ilgili bir hafta önce ama dönmedi daha. Instagram'dan yazsam hemen dönecekti muhtemelen. Akademi bitmiş. İyi okumalar. :)