Puan vermedi·184 syf.··Beğendi
· edouard louis'in daha önce eddy'nin sonu ve babamı kim öldürdü adlı kitaplarını okumuştum. bu kitabı da diğerleri gibi otobiyografik bir nitelik taşıyor. yalnız ilk iki kitabında olduğu gibi hikayesini kendi aktarmıyor şiddetin tarihi'nde. belki hikayesi kendinden alındığı için, belki de kendi hikayesini taşımak istemediği için ablası clara'nın anlatımıyla yapıyor. çok cüretkar, çok dürüst ve bu nedenle çok vurucu bir hikaye.
"seni sana ait olmayan bir öyküye hapsetmek istiyorlar, istemediğin bir öykü taşımanı istiyorlar, bu senin öykün değil ama sana deminden beri aynı şeyi söylüyorlar, aynı şeyi tekrar edip duruyorlar, şikayetçi ol diyorlar sana, şikayetçi olmanı istiyorlar, bunu sırtına yüklemeni istiyorlar ama aylar boyuna belin bükük mü yürüyeceksin, kemiklerin mi kırılacak, öykünün ağırlığı böğrünü mü ezecek, derini mi parçalayacak, eklemlerini mi koparacak, iç organlarını mı ezecek, hiçbiri umurlarında değil."
louis, kitabında 2012 yılının noel gecesi nasıl saldırıya uğradığını, tecavüze uğradığını ve neredeyse boğularak öldürüleceğini ve bu deneyimin ondaki yansımalarını anlatıyor. tek gecelik bir ilişki olarak başlayan, dışarıdan zararsız görünen bir şeyin nasıl böyle bir saldırıya dönüştüğünü ve kontrolden çıktığını sorguluyor. ablasının ve arkadaşlarının düşünceleriyle, kendininkileri karşılaştırırken yaşadıklarını teker teker süzgeçten geçiriyor. bu süreçte de hem kendini, hem çevresini, hem şiddetin doğasını ve tırmanışına yol açan dinamikleri sorgulayıp eleştiriyor. ana anlatımı kız kardeşi yapsa da louis kurgunun gidişatını bozmadan bazı yan hikayeleri de anlatmayı başarıyor.
ben özellikle kendi cenazesini hayal ettiği bölümü çok sevdim. ailesinin, arkadaşlarının, çevresinin yaşadığı deneyimin sonunda ölümüne nasıl tepkiler vereceğini tahmin ettiği, kendi hakkında nelerin konuşulduğunu hayal ettiği kısımları okumak bir hayli zordu.
tabii kitap sadece kendi deneyimini anlatması üzerine kurulu değil. özellikle ırkçılık üzerine, suç, şiddet ve cezalandırma üzerine, homofobi ve ön yargı üzerine düşündüren, sorgulatan bir kitaptı.
alberto godenzi, cinsel şiddet kitabında tecavüz mitlerinin cinsel saldırı kurbanının iki kez cezalandırılmasına hizmet ettiğini söylemişti, birinci olarak tecavüze uğramak, ikinci olarak ise suç ortağı, hatta gerçek suçlu olarak gösterilmekti. louis'in hikayesini anlatırken kurban olduğunu belirtmek için özellikle ağlamaya çalışmasının, çevresinin onun hakkında tanımadığı bir adamı evine almış, öldürülmediği için şanslı dediğini tahmin etmesinin, suçlandığını hissedişinin sebeplerinden biri de bu.
yaşanan şiddeti yargıya taşıma sürecinde de sürekli olarak travmasını anlatmak, öyküsünün ağırlığı altında ezilmek ve yargılanmaya maruz kalmak zorunda kalan louis, "niye ben ödüyorum bunun bedelini? yaşamış olmak yetmiyor mu?" diyor kitabında. umarım bir gün sadece şiddetin failleri suçlanır.