·208 syf.····Okunma: 18 Şubat 2023 19:13 Deli İbram Divanı, benim Ahmet Büke’yle tanışma kitabım oldu. Ahmet Büke, daha ziyade hikâyeleriyle tanınan bir yazar fakat bu romanıyla 2022 yılında Vedat Türkali Roman Ödülü’nün sahibi olmuş. Roman bir deniz hikâyesi diyebiliriz. ‘’Deniz Edebiyatı’’ olarak ayrı bir kategorimiz olmasa da bu şekilde adlandırıldığı bazı yerler görüyorum. Denizi konu alan eser demeyi tercih etsem de ifadeyi yanlış bulmuyorum.
Roman; Boz, Gök ve Kızıl isimli üç bölümden oluşuyor. Bu renk metaforlarının neden kullanıldığını ilgili bölümleri okuyunca anlayacağınızı düşünüyorum. Deli İbram Divanı’nda Köstence’den İzmir’e uzanan bir hikâye okuyoruz. Osman karakteri üzerinden hem Köstence’nin hem İzmir’in tarihini, halkını, yaşayışını okuyoruz. 1950’li yılları anlatan bir dönem romanı diyebiliriz. Romanda Köstence halkının inançları üzerinden yunusa atfedilen kutsiyet; yunus avcılığı, dalyanlarda yapılan balık avcılığı ve bunlara bağlı olarak yaşanan geçim sıkıntısı, insanların çaresizliği, gelir eşitsizliği gibi konular anlatılmış.
Osman’ın hikâyesi askerdeyken başlar. Geriye dönüşlerle Köstence’de geçen çocukluğu ve sonrasında annesi tarafından İzmir’e götürülmesiyle ilerler. Roman; bir yandan Osman’ın İzmir günlerini, diğer yandan ailesinin Köstence günlerini işleyerek devam eder.
Olay akışı içerisinde, kitaba adını da veren bir ‘’Deli İbram’’ vardır. Deli İbram, romanın başlarında Köstence tarihini anlatan bir dış ses gibidir, âdeta romanda ayrı bir hikâye anlatıcısı havasındadır. Sonra sonra Deli İbram hikâyede önemli bir karakter hâline gelir. Deli olarak anılmasına rağmen birçoklarından da akıllıdır. Onun aklına uymayan, bildiğini okuyan karakterler de zarar görür. Bu karakterlerin kim olduğuna değinip tat kaçırmak istemiyorum ama onun akıllı olduğunu bilen ve ona göre davranan Osman, bunun meyvesini de alır.
Aslında roman bir aile dramıdır desek yanlış olmaz. Osman’ın Köstence’den İzmir’e gidişi, ailesinin Köstence’de kalışı ve yaşadığı geçim sıkıntıları romanın dramatik yapısını oluşturuyor. Bir yandan ailesine duyduğu özlem, diğer yandan mecburiyetler Osman’ı daha çok küçük yaşlarda olgunlaşmaya itiyor.
Romandaki çatışma unsuru, Köstence’de büyük bir nüfuza ve zenginliğe sahip olan Eczacı Süleyman’dır. Dededen, atadan zengindir ama doymaz. Açgözlülüğü ile hep daha fazlasını ister, bu yolda olmayacak işlere girer. Halkı kendi çıkarları uğruna sömürür. Bir ağa tiplemesi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Adaletsizliğin, gelir eşitsizliğinin temelinde de Eczacı Süleyman yatar. Bu açıdan bakıldığında Yaşar Kemal’in romanlarında karşımıza çıkan ağa-köylü çatışmasının bir benzerini bu romanda görüyoruz. Fakat gerek üslup gerek konunun işlenişi bakımından ben Ahmet Büke ile Yaşar Kemal arasında pek bir yakınlık görmedim.
Romanda denizcilikle alakalı bolca terim mevcut. Zaman zaman belli terimler için sözlüğe bakmak gerekebilir. Ahmet Büke de bir röportajında denizden uzak büyüdüğünü, denizi ilk kez 6-7 yaşlarında dedesi sayesinde gördüğünü söylüyor. Bu romanı yazana kadar da denizle öyle haşır neşir değilmiş. Bir buçuk sene kadar bu roman için çalışma yapmış. Deniz ve denizcilik tarihi üzerine birçok makale, tez okumuş; balıkçılarla mülakatlar yapmış.
Üzerinde ciddi bir çalışma yapılan, derdi olan, bir döneme ışık tutan, toplumcu-gerçekçi anlayışın bir kolu diyebileceğimiz nitelikli bir roman yazmış Ahmet Büke. Ben keyifle okudum, çağdaş Türk edebiyatı ile ilgili ne okusam diye düşünenler için bu kitabı tavsiye edebilirim.