Kendini yetiştirmiş, hayatla ilgili belli bir tecrübe ve birikime sahip insanların zihinlerine misafir olmayı çok seviyorum. Milyonlarca yıldır var olan ve üzerinden milyonlarca insanın ve deneyimin aktığı bu dünyada yalnızca 24 yıl geçirmiş olmamın bununla doğrudan bir ilgisi var elbette.
Hani diyoruz ya kitaplar bize yaşayamadığımız durumları yaşatır, başkasının gözünden görmemizi sağlar diye. İşte bu kitap tam olarak o amaca hizmet eden bir kitap.
Murakami koşmayı kendisinin bir parçası haline getirip uzun yıllardır bunu sürdüren bir yazar. Kitap boyunca da katıldığı çeşitli maraton ve yarışma üzerinden aslında yaşantısına ve edindiklerine ilişkin bir aktarım gerçekleştiriyor. Koşmak burada bir metafor olarak bile değerlendirilebilir. Ben okurken yalnızca "koşma eylemi" olarak görmedim. Sanki koşma süresini kısaltmak, bir yarışı tamamlamak, üzerine uzun süren antrenmanlar gerçekleştirmek ama bunları yaparken de gücünün yettiginden fazlasını yapamayacağını kabul etmek birer alegori.
Aslında bunlar yaşamın doğası gereği karşımıza çıkardığı ve çıkarabilecegi potansiyel engelleri aşma noktasında Murakami'nin izlediği yolun temsili gibi geliyor bana. Bu temsilden hareketle eldekilerle yetinmek ve güvensizliklere rağmen devam etmek gerektiğini bir kez daha koşma eylemi üzerinden hatırlamış oluyoruz. O kadar zorlantısız bir metin ki kelime oyunları, espriler, benzetmeler aslında vurucu olmasına rağmen sıradan bir lafmış gibi akıyor. Çok sevdim bu anlatımı. Yalnız okurken her bir bölümü bir gün okumak daha hoş bir lezzet bırakıyor diye ayrıca belirtmek isterim. Okuduklarınızı sindirmek ve özümsemek için vakit veriyor.
Haruki Murakami, anlaşılan o ki farklı üslubu, zorlamadan, rahatça kelimeleri birbiri ardına getirmesiyle okumaya devam edeceğim bir yazar olacak.
Uyarı: Kitabı okuduktan sonra baldırlarınız hareket kabiliyetini yitirene kadar koşma isteği duyabilir, zihninizi ayaklarınızın hareketiyle dingin hale getirmeyi hedefleyebilirsiniz.
İlgilisinin okumasını tavsiye ediyorum...