Orhan Pamuk, küçük yaşlarda babasıyla beraber gelip İstanbul’a yerleşen yoğurtçu-bozacı Mevlüt’ün yaşamı üzerinden İstanbul’un 1969-2012 yılları arasındaki değişim ve gelişim sürecini anlatıyor, yaşatıyor. İstanbul’un modern destanı diye nitelendirilmiş bu kitap. Daha iyi bir tanımı olamazdı bencede.
Mekanda yolculuk dedikleri bu olsa gerek dedirtecek İstanbul betimlemeleri romanın karakterleri kadar güçlü duran özelliğindendir. Birden çok hayata değinilen, yaşam denilen serüvenin sokaklarda Mevlüt üzerinden aktarıldığı güzel bir roman olmuş.
Kitap çok sesli bir anlatımla, bir aşk hikayesini, tarihi bir geçmişi, devrin sosyal ve kültürel yaşantısını gözler önüne seriyor.
Mevlüt’ün hayat hikayesi. Babasından kendisine uzanan, hayatta kalmak için mücadele verdiği bir hayat.
Mevlüt’ün kafasındaki tuhaflığın kaynağını ararken bir okur olarak biraz da kendi hayatımızdaki kendimizi arayaşımıza yönelmemiz gerekiyor. Çünkü o tuhaflık aslında sadece Mevlüt’ün kafasında varolan, sadece onun tarafından hissedilen bir tuhaflık değil. O tuhaflık, her birimizin iç dünyasının bir köşesinde saklıyor kendini. Hayatımızın belli dönemlerinde ortaya çıktığında ise sorgulamaya başlıyoruz kendimizi, hayatımızı, hayatımızın ne kadarının kendimize ait olduğunu. Bu noktaya geldiğimizde bir kelime atıyor önümüze Orhan Pamuk: KISMET.
Orhan Pamuk, beklentilerimizle yaşadıklarımızın, niyetimizle kısmetimiz arasındaki bağlamı çok güzel bir şekilde anlatmış.