Rasim Özdenören alegorik bir anlatımla tasvir ağırlıklı ve şiirsel üslup kullanan, ‘Yedi Güzel Adam’ dan bir tanesidir. Yazar İslami kimliğiyle tanınıyor ancak kitapta dayattığı bir doktrin yoktu. Tarafsız bir dil kullanmış, bu hoşuma gitti.
Bu eserde iki hikâye birden işleniyor. Biri Kurtuluş Savaşından sonra birçok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak elli yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikâyesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesli; Sitare, Yavuz, Çarli ve diğerlerini anlatıyor.
Doğu ve batı ikileminde kalan insanların hayat mücadelesini, çevresiyle yaşadığı çatışmaları, hayata bakış açılarını anlatıyor eser.
Kitapta, iki hikaye arasındaki geçişler biraz zayıf kalmış, kısa bir hikaye olduğundan belki de, bütünlüğü sonlara doğru daha akıcı buldum. Bitime yaklaşırken olayların mizacı ve tarafların iletişimi daha belirgin.
Kitapta verilmek istenen mesaj tek bir olay-kahraman üzerinden değil de iki karşıt hikaye üzerinden anlatılmakta. Bu da verilmek istenen mesajın çok daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.
Cumhuriyetin ilk kurulduğu dönemde yaşamış ve inandığı değerler uğruna savaşmış gül yetiştiren bir adam ve modern kültür etkisinde yaşayan Sitare’nin hayatı üzerinden anlatılan sosyolojik bir eser. Değişen yaşam şartları ile uzaklaştığımız değerlerin özlemini hissettiren oldukça sarsıcı bir kitap. Modern kültürün bizi ne kadar ele geçirdiği gerçeğini gözler önüne seriyor.