Hani bazen çevremizde muhabbeti güzel biri için derler ya “sen bu olayı bir de onun ağzından dinle” diye. Aynı olayı başkasından dinlesen çok sıradan gelirken o güzel ağızdan dinlemek bambaşkadır ya, işte Mustafa Kutlu’nun kalemi de öyle sanırım. Bu kitabı şimdi özetlesem benim anlatışım da yavan olacaktır ya da birinden duysam çok da ilgimi çekip okumayacaktım belki.
Hani bazı hikâyeler vardır, ilk defa duymanıza rağmen, duyduğunuz andan itibaren çocukluğunuzda kulağınıza çalınan masallar gibi gelir. Dahası, hikâyeyi okudukça masalın içindeki kahramanlardan birisi olduğumuzu keşfederiz. Çünkü, bizim olanı, bizce, bizden bir şekilde anlatmıştır işte tam da böyle bir şey Uzun Hikaye.
Pehlivan Süleyman'ın torunu Ali'nin ve oğlunun yollarda, kasabalarda, tren istasyonlarında geçen hayatını Ali'nin oğlu Mustafa'dan dinliyoruz.
Bir tren yolculuğu ile başlayan hikaye nihayetinde yine meçhule giden bir tren yolculuğu ile bitti. Küçük kasabalar, tren istasyonları ve yollarda geçen, hiçbir yere tutunamayan kısa ama aslında upuzun bir hikâyeydi Mustafa'nın ağzından dinlediğimiz.
Küçük kasabalarda, trenlerde hayatlarını geçiren baba ve oğlun hikayesini okuyor olsak da aslında hikâye zorlu hayatlarına, yoksulluklarına rağmen Ali ve Münire’nin aşkını konu alıyor.
Uzun Hikaye aslında ne roman ne hikaye gerçekten de sımsıcacık bir uzun hikaye.
Okuduğunuzda yüreğinize dokunması dileğiyle.