Tarihi, bir tiyatro oyununa benzetirim. Perde açılır, sahnede oyun sergilenir ve perde kapanır. Bizler perde arkasında neler olup bittiğini çok bilmeyiz. Ama çok merak ederiz. Genelde tüm bildiklerimiz sergilenen oyundan ibaret olur.
Dönemin kaynaklarına baktığımızda Yavuz Sultan Selim'in, hatayı affetmeyen ve hanedana karşı en ufak harekete tolerans göstermeyen çok sert bir yapısı var. Hedefine odaklandığında gözü hiçbir şey görmeyen sert bir hükümdar tipi çiziyor. Bazı Rum tarihçiler ise onu gayrimüslimleri seven, onlara her türlü kolaylığı gösteren hoşgörülü bir sultan olarak takdim ediyor. Osmanlı sultanları arasında en çok okuyan padişahlardandı, kitaplara düşkündü, gittiği her yerden kitaplar getirtirdi. Çok okurdu, iyi bir eğitim almıştı.
Gelgelelim Şah İsmail'e. Babası Safevî tarikatının şeyhi Haydar, annesi Uzun Hasan’ın kızı Âlemşah Halime Begüm’dür. Ebü’l-Muzaffer Bahâdır el-Hüseynî unvanıyla anılır. İran’da Şiîliği resmî ideoloji haline getirerek yeni bir devlet kurmuştur.
Şah ismail ile Yavuz Sultan Selim’in hayatlarından başlayıp Çaldıran Savaşına giden süreci akıcı bir üslupla öyküleştiren yazar, sık sık karakterlere sevgiyi sorgulatıp okurun da sorgulamasına yol açmış.
Bir roman olarak düşünüldüğünde güzel kurgu, güzel dil. Bir solukta okunuyor lakin tarihle ilgili anlatılanlar açısından bakarsak işin rengi değişiyor.
24 yılın içine sığdırdığı aşklar, dostlar, düşmanlar ve savaşlar... Dünyanın görüp görebileceği iki büyük hükümdar, Çaldıran ve bir kadın. Tarihin derin dehlizlerinde Kamber Can ve Can Hüseyin ile dolaşmaya hazır mısınız?