Thebai üçlemesi ya da Oidipus üçlemesi olarak geçen serinin ilk kitabı. Nispeten inceliğiyle tezat oluşturacak kuvvette çarpıcı bir kitap.
Psikolojideki "Oidipus Kompleksi" yani oğlan çocuğunun anneye olan aşkı bağlılığı, adı bu eserden geliyormuş.
Oidipus efsanesiyle ilk kez Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın kitabında karşılaşmıştım, kendisi bende epey merak uyandırdığı için ve zaten mitolojiler ilgimi çektiği için tragedyalara sarmış oldum.
Yunan mitolojisinin gelmiş geçmiş en bahtsız karakteri Oidipus'un hikayesi günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Sophokles tarafından Antik Yunanda dyonissos şenliklerinde oynanmak için yazılmıştır. Kaderini yenmeye çalışan talihsiz bir karakterdir Oidipus ve ne yaparsa yapsın kehanet gerçekleşecektir. Oidipus ismi şiş ayak demektir. Bebekken ayakları bağlandığı için şişmiş ve onu bulan kişi bu ismi vermiştir.
Kaderinden kaçmak için şehrini, ailesini terk ederken aslında kaderine koşan zavallı Oidipus. Her kaçışın aslında bir varışa doğru olduğunu bize gösteren Oidipus.
Oidipus; babasını öldürme kehanetine binaen, anne-babası tarafından küçük bir çocukken ölüme terkedilir. Kehanet olacak ya, Oidipus ölmez. Ah kaderden kaçmaya çalışırken kadere kaçan Oidipus! Daha doğduğunda üstüne yapışmış bir kehanetle yaşayan Oidipus, babasını öldürüp annesiyle evlenerek annesinin çocuklarına hem kardeş hem baba olmuştur. Bu acı gerçeğin ortaya çıkması ile gözlerini kör etmiştir.
Etkileyici bir sona sahip olan bu önemli Yunan Tragedyasını Bedrettin Tuncel’in usta çevirisi ve bilgilendirici önsözü ile okumak için Türkiye İş Bankası Yayınları’ndan çıkan basımını tercih etmenizi öneririm.