Güzel hikayeye güzel bir son
9/10
·689 syf.··
2023 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2023 02:31
. Nereden nasıl başlasam bilemiyorum aslında... Sanderson kitapları benim için her zaman inceleme yazması zor kitaplar olmuştur ve bir şekilde kitaplar hakkında çok fazla fikrim ve düşüncem olsa da bunları yazmak hep zor gelmiştir. Ama birazda kendi düşüncelerim havada kalmasin bir düzende kalsın istiyorum ve Sanderson'nun okuduğum dokuz kitabından sonra bir şeyler yazmalıymışım gibi geliyor. Sanderson'nun kitapları (benim okuduklarım en azından) her zaman okura kitap dahilinde sorgulayabileceği fikirler verir. Kitaplarında Apayrı dünyalar yaratır ve bu dünyaların ne tarihini ne ekolojisini ne de bilimini eksik eder. Tasarladığı büyü sistemleri her zaman bir temele oturur. Ve dünya ve karakterler sürekli bir devinim içindedir. Biz bir kültürün bakış açısından bakarken Sanderson bir şekilde bize onun bir dünya yarattığını ve bu dünyada başka kültürler olduğunu bazen doğrudan bazen de girift yöntemlere gösterir. En kötü sandığımız karakterler bile bizi şaşırtabilir. Hiç bir karakteri kusursuz değildir ve okurken karakterler üzerine harcadığı mesainin büyüklüğünü hissedersiniz. Her zaman olmasa da çok derinlikli karakterleri vardır. Bilmiyorum belki de ben çok deşiyorumdur. Karakterler sayfalarca bir fikir üzerine kendi ile tartışır, bu fikirleri mevcut bilgisi ile karsilaştır kendi ile ilgili veya dünya ile ilgili bir şey keşfeder ve bu karakter gelişimine katkı sağlar. Biliyorum bu belki de bütün kitaplarda karakterlerin genel özelliği ve aslında karakter gelişimi dediğimiz şey de bir bakıma bu. Ama Sanderson bunu o kadar incelikli bir şekilde hikayeye yedirerek ve sırf karakter gelişimi olsun diye değil de karakterlerin kendi doğal gelişiminde yapıyor ki asla sırıtmıyor ve hikaye ile bütünleşiyor. Bu seride de karakterlerin ve hikayenin başladığı yer ile bittiği yer çok farklı olmasına rağmen bu sonuca gelirken ki yol çok iyi döşenmişdi. Ve bu yolda ilerlerken hikayede olan sırlar bir bir çözülürken ve bir diğerleri eklenirken hikaye ne karakterinden ne de akıcılığından bir şey kaybetmeden sanki bu dünyanın nihai sonu buymuş gibi yolunda istikrarla, sırıtmadan, hikaye; aslında kurulan evrenin gerçekleri zorlanmadan, karakterlere aslında yapmayacakları bir şeyi yaptırmadan, karakterlerin tercihlerini onların karakter gelişimleri ile uydurarak ilerledi ve bitti. Ama en önemlisi bunu yaparken asla yenilikçiliğinden orijinalliğinden, ve sırlarından ödün vermeden yaptı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu seri Fırtınaışığı Arşivi'nin gerek dünyası gerekse karakteri bakımından oldukça gerisinde bir seriydi. Ama Sanderson okumaya başlamak için oldukça uygun bir seri. Özellikle ilk kitapta bazı karakterlerde ki derinlik eksikliği ve bence göre diyaloglarda ki acemilik hissediliyordu ama seri boyunca Sanderson'da ki kalemin nasıl geliştiği de açıkça belli oluyordu. Her kitap bir öncekinden daha iyidi ve karakterlerde ki o derinlik eksikliği azalıyordu. *Bu noktadan itibaren büyük spoilerler olabilir.* Serinin son kitabı dünyanın sonu gelse de Vin be Elend icin bir nebze de olsun hakimiyetlerinin tanındığı bir ortamda başladı. Burada kitaptaki bir detay çok hoşuma gitmişti; Kitapta üç farklı krallık vardı ve aslında bu krallıklar imparatorluk devrildikten sonra olabilecek üç senaryoyu temsil ediyordu; sistemin aynen olduğu gibi devam ettiği, skaaların yönetime geçtiği ve bi bakıma komünist bir sistemin hakim olduğu (bu arada kırmızı rengi detayı, tek tip kıyafet kuralı hoştu.), sonuncusu ise karma diyebileceğimiz bir sistemdi. Bu iki krallık aslında Elend'in başka türlü nasıl olurdu sorularının cevabı gibiydi. Fakat bu iki krallıkta da pek bir şey değişmemişti. Yomen'ninkinde dünyanın sonu gelmesine rağmen hala eğlencesini eksik etmeyen bir toplum, Yurttaşın'da krallığında ise Son İmparatorluğun acımasızlığından kurtulamamış bir toplum vardı. Bir anlamda kitap boyu bana öyle geldi ki karakterler ve toplumlar bir şekilde değişime sürekli direniyor ve yokmuş gibi davranıyordu. Halbuki değişim, hatta dünyanın sonu kaçınılmazdı. Yüzlerce yıl yaşamış kandra toplumu bile görmezden gelirse sonun onları etkilemeyeceğini düşünüyordu (Buna rağmen yine de korkmadan en büyük fedakarlığı onlar yapti.) Hayali bir evren olsa bile değişimle yüzleşmek ve bunun kaçınılmaz olduğunu, alışılmışlığın konforundan çıkmanın zorluğu ve geleceğin bilinmezliğinin korkutuculuğu güzel işlenmişti. Ayrıca Yomen'e ekstra bir parantez açmak istiyorum; çok iyi bir karakterdi. Kitaba inanılmaz bir seviye atlatmıştı. İnancına sarsılmaz bir şekilde bağlamanın çok güzel bir göstergesiydi. Şahsen ben kurduğu tuzakları gelene kadar anlamamıştım. :) Sanderson okurken en küçük detaylar bile çok önemli oluyor. Bazen önemsiz görününen her detay seri boyunca anlam kazanıyor. Ve hiç bir şeyin sebepsiz olmadığını anlıyorsunuz. Vin'nin küpesi birinci kitapta ne kadar önemsiz gözükmüştü halbuki. Her bölümün başında olan kısa metinler benim için ilk başlarda anlamlı olmasa da kitabın sonuna gelince anlam kazanıyor. Bu kitaptaki "kötü" kavramının işlenişini çok beğendim. Burda kötü karakter aslında sırf kötülük yapmak için var değildi de aslında doğanın bir kuvveti gibiydi. Kuvvetin doğası yok etmekti. Yerçekimine nasıl kötülük veya iyilik addedemiyorsak Harap'a addedemeyiz. Çünkü o yok etmek için var, onun doğası, var oluş amacı bu. İki zıt kuvvetin yarısı. Zaten kitapta bu iki gücün bir araya gelmesi ile bitiyor. Yok etmenin, kötülüğün yok olması, bitmesi ile değil de dünyanın muhafaza edilmesinin birleşmesiyle. Sanderson Sazed'i çok iyi kurgulamıştı. Ve sonununda bütün seriyi düşünce ben çok yerinde buldum. Özellikle son kitapta varlığını sürekli sorguladığı, inancını kaybettiği bir varlığa dönüşmesi ve buraya gelen hikaye güzeldi. Sonunda Sazed'in kendisinin de bahsettiği gibi aslında cevap hep gözlerinin önündeydi ve Rashek haklı çıkmıştı; çağların kahramanı başından beri kendi halklarından birinden çıkmalıydı. Rashek'in dünyasını bu kadar korumak isterken, bu kadar ileri görüşlü davranmışken nasıl bu kadar bencil olabileceği ve yanlış tercihler yapabileceği şaşırtıcıydı. Neden bilimsel ilerlemeye ket vurdu? Neden böyle bir kast sistemi ile, demir yumrukla yönetti? Belki de skaalara karşı daha ılımlı olsaydı kimse onu devirmeye kalmayacaktı. Ama sonra anlıyoruz ki o da başından beri bir şekilde Harap tarafından kullanılmıştı ama buna rağmen günün sonunda insanlar bir anlamda yine onun ileri görüşlülüğü sayesinde kurtuldular. Seri boyunca belki de pek çokları gibi, karakterler gibi, bende sislerden şüphe duydum ama Halbuki Kelsier kitabın başında sislerin koruyup kolladığını söylemişti. "Muhafaza ettiğini" Sonunda Vin ve Elend'in hayatta kalmış olmalarını isterdim ama hikayenin gidişinde bu pek mümkün değildi. Sanderson belliki karakterleri öldürmek konusunda hiç bir çekincesi olmayan yazarlardan. Öldürmek için değilde hikaye bunu gerektirdiği için ölüyorlar. İlk seri bitti ama benim içi karakterlerden ayrılmak zor geliyor. Zaten hikaye tamamen kapanabilecek iken hikayeye nasıl bir devam yazmış merak ediyorum. Daha çok Cosmere sırrı bekliyorum açıkçası. Uzun bir yazı oldu. Ama söylenecek de çok şey vardı ve hala bir şeyleri eksik bırakmışım gibi geliyor. Sonuna kadar okuyanlara teşekkürler.
İnceleme
Sissoylu - Çağların KahramanıBrandon Sanderson · 2021933 okunma
··
804 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.