Uzun zamandır okumak istediğim klasiklerden biri olan İki Şehrin Hikayesi adından da anlaşılacağı üzere Fransa ve İngiltere de geçen soylu ve halk(kitap tabiriyle köle) sınıfını, bu sınıf arasında geçen kaos ve mücadeleyi anlatmaktadır. Bu arka plan üzerine mahkeme,fedakarlık,sevgi,aile ilişkileri gibi konulara çok güzel atıflar bulunmaktadır. Dünyaya geldiğimizde hepimiz iyi ya da kötü bi aileye mensubuz. Ama bundan da önemlisi hepimiz bireyiz. Aynı kanı paylaşan bu küçük grup aynı düşüncenin yansıması olmamakla birlikte keskin bi şekilde ayrı da düşebilir.Herkes gibi vicdanlar da bireyseldir. Kitapta da ifade edildiği gibi kimse ailesi ya da mensup olduğu kültürel miras, sosyal statü sebebiyle yargılanmamalıdır. Diğer yandan işlenen aile ilişkileri, özellikle baba kız ilişkisi duygusal anlamda geçirilen yıkıcı olayların uygun aile ortamı oluşturulduğunda yerini iyileşmelere ve travmaların atlatılmasına yardımcı olduğu açıkça görülüyor. Beni en çok etkileyen ve şahsımca en çok sevdiğim karakter Carton oldu. Sevdiği kadının üzülmemesi için kocası yerine kendisini idam sehpasına sürükleyen, yaşadığı amaçsız hayatta ancak böyle yer bulabilen koca kalpli karakterimiz. Genel olarak keyif aldığım duygusal olarak etkilendiğim ve şu anda büyük medeniyetler olarak gördüğümüz Avrupa ülkelerinin bu zamanlara gelene kadar çok fazla can yaktığını ve büyük kaoslar geçirdiğini görmüş oldum. Kitapta tüm olaylar birbiriyle bağlantılı anlatılsa da geniş zemine yayılması algımı zorlaştırdı, sanırım tek olumsuz yorumum bu. Mutlaka merak edenlere tavsiye ediyorum.