·256 syf.····Okunma: 24 Mart 2023 17:36 Çok zorlanıyorum bu kitaba iki satır duygularımı yazabilmek için.
Kitabın ilk baskısının 1963 senesinde yapılmış olması, yazarın kitabı o dönemde başka bir isim altında yayımlatmış olması, kitabın kurgu değil, yazarının kendi yaşam öyküsünden yola çıkılarak yazılmış olması, ve kitap yayınlandıktan 1 ay sonra yazarın planlı bir şekilde intihar etmiş olması.
Sylvia Plath kesinlikle yaşadığı döneme ait bir kadın değil. Yazım dili ve yazım şekli çok cesurca. Kadınların özellikle o dönemde ve halen pek çok kesimde kendilerine model olarak benimsediği, daha da ötesi başarmak için uğraştığı hayat tarzının kendi yaşam hedefleri ile nasıl ters düştüğünü, ve ancak bu noktada hayattan nasıl da koptuğunu anlıyorsunuz kitabı okurken. İyi bir koca bulmak, çocuk yapmak, kocaya ve eve sınırsızca hizmet etmek, bu süreçte günden güne değersizleşmek, erkeğin ise ikinci bir hayatının dışarıda devam ediyor olması vb… Bütün bunlar “‘Sırça Fanus’ un içinde olmak” metaforu ile bütünleşiyor; “SIRÇA FANUSUN İÇİNDE ÖLÜ BİR BEBEK GİBİ TIKILIP KALAN İNSAN İÇİN DÜNYANIN KENDİSİ KÖTÜ BİR RÜYADIR.”
“Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Benim kendi sessizliğimdi.”
“Sonra koridor sessizleşmişti ve ben yatağımda, gözlerimi beyaz tavana dikmiş sırtüstü yatarken sessizlik büyüdü, büyüdü, bir an geldi kulak zarımın sessizlikten patlayacağını sandım. Sonra telefon çaldı.”
“Birlikte kusmak kadar insanları birbirine yakınlaştıran bir şey yoktur.”
“Yer inanılmaz derecede güvenli gelmişti. Zaten düştüğüm ve daha fazla düşemeyeceğimi bildiğim için rahattım.”
“Eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın.” **** Nasıl da yeni nesil kişisel gelişim kitaplarından fırlamış gibi, değil mi? :)
“Erkek bir eş, kadınsa sonsuz güvence ister. Ve erkek geleceğe bir ok, kadınsa okun fırlatıldığı yaydır.”
“…eğer birini severse onunla asla yatmayacağını söyledi. Gerekirse bir fahişeye gidecek ama sevdiği kadını bu kirli işlere karıştırmayacaktı.”
Kitap hakkında yorumlarımı not ederken, atlamak istemediğim çarpıcı bir nokta daha var. Kitabın ilk cümlesi “Rosenbergleri elektrikli sandalyede idam ettikleri yaz…” diye başlıyor. Sonra ilerleyen sayfalarda bir yerde “Öleceklerine öyle seviniyorum ki.” cümlesi çıkıveriyor karşıma. Kim peki bu Rosenbergler diye bir inceliyorum, bir tarihte okumuşum, ama detaylarını hatırlayamıyorum. Çok trajik bir hikaye. Amerikalı Yahudi bir karı koca olan Ethel ve Julius Rosenberg SSCB adına casusluk yapmak ve atom bombası ile ilgili bilgileri Ruslara vermekle yargılanırlar ve idam edilirler. Haklarında hiçbir delil olmadığı halde. Çarpıcı bir hikaye. Melih Cevdet Anday’ın Rosenberg'ler için yazdığı ve Zülfü Livaneli tarafından bestelenen "Bir Çift Güvercin Havalansa" adlı bir şiiri de bu kitap sayesinde öğrendiğim, keyif aldığım bir ana dönüştü. İyi ki kitaplar var, iyi ki okuyorum.