Fuardan alıp okunamayan kitaplarımdan biridir kendisi. Nihayetinde dün elime aldım, azıcık bir bakayım derken bir de baktım ki sonundayım. Bu denli akıcı ve bu denli çekici bir kitap beklemiyordum açıkçası. Harikulade bir okuma yaptım vallahi.
Kitap İstanbul’da geçiyor. Bu kitabı diğer kitaplardan ayıran özellik; kitabın karakterleri insanlar değil. Onlar bizim gözle görmediğimiz, kulaklarımızla duymadığımız, gece yarısından sonra yaşamaya başlayan varlıklar. Diyelim ki cinler, karabasanlar, gulyabaniler, alkaraları, oburlar… e onların da bir hayatı var. Şu koca kainatta tek başına insanın yaşadığını düşünmek abes olurdu doğrusu. Tüm bu acayip mahluklara hizmet veren Peri Palas oteli ana mekanımız. Sonsuza kadar birbirine aşkla bağlı olan çift de ana karakterlerden biri. Bu iki dünyayı birbirine bağlayan, iki dünya arasında kavgasız, dövüşsüz yaşam olmasını sağlayan benî ademe de ihtiyaç var elbette. Burada da Faruk devreye girer ve hikaye başlar.
Korkunç olmayan fakat tüyler ürperten leziz hikayesiyle beni mest etti. Kültürümüzden bir parça, eskilerden bu güne kulağımıza çalınan korku hikayelerinden bir çimdik, bilmediğimiz efsanelerden tadımlık hikayelerle örülü bu roman son zamanlarda okuduğum en leziz romanlardan biri.
Fantastik korku sevenler için kesinlikle ama kesinlikle tavsiyemdir ki türü sevmeyenler bile güzelce okur bence. Yazarımızın emeğine sağlık, yüreğine bereket. İkinci bir roman ne zaman gelir bilmiyorum fakat ben kendisini Twitter üzerinden yakinen takipteyim zaten. İlham perilerin çok olsun da ikinci roman hızlıca gelsin diyorum efenim