Beni artık az çok tanıyorsunuz. Bitmemiş serileri okurken üzülüyorum. Çünkü devamında ne olacağını deli gibi merak ediyorum. Ama bu konuda @martiyayinlari hızlı diye bir şey var. Ben daha birinci kitabı yeni almışken, ikinci kitapta avucuma düşüverdi. Bunun mutluluğu ile hızlıca seriye başladım. Yalan yok başlarda bir durgun başladı ki çoğu fantastiğin özelliği de budur zaten. Olayları tsm olarak algılayabilmemiz için daha çok betimleyle anlatılır. Sonrasında ip bir koptu, bir daha da tutamadım. Sırlar, Periler, büyüler, krallıklar krallar, prensler, aşk, aile bağları, gerçekler..
Durun bir itirafta daha bulunayım. Kesinlikle ama kesinlikle ana karakter kızımız Abriella hem bir hırsız hemde güçlü bir karaktere sahip olması beni ilk etkileyen detaydı. Zeka ve cesaret önemli etkenler arkadaşlar. Kadınlara da bir yakışıyor ki sormayın. Keşke bu hallerini kalbine de aşılayabilseydi demeden de geçemeyeceğim. Maalesef ki kitapta aşk üçgeni vardı. Kızımızın gönlü ve aklı o kadar çok karışıktı ki bu da okuyucuya tamamen yansıdı diyebilirim. Finn ve Sebastian ayrı ayrı ve birbirinden çok farklı karakterlere sahipti. Belki de kızımızın ikilemde kalmasının en büyük sebebi buydu. Yazar sizi çok yormadan hızlıca sırları ortaya döküyor ki bu da kitapta sevdiğim farklı bir detaydı. İlk kitabın sonunda bir şokla sizi baş başa bırakıp merak duygunuz ve Finn sevdanız ile ikinci kitaba başlamanızı sağlıyor. Okuyacak arkadaşlar için kitapta yetişkin içeriğe yer verildiğinide söyleyerek daha fazla spoiler vermeden yorumumu bitireyim.