Bu kitap, Vivaldi’nin dört mevsimi gibi şahsen sadece tek bir eser seçebileceksem, roman kategorisinde seçeceğim kitap olurdu. Bu kısımdan sonrası spoiler içerir. 24601 numaralı Jan Valjean, iki şamdana ruhu alındıktan sonra Tanrı için, her iç muharebesinden iyilik tarafını seçmiş, kitabın başından sonuna kadar yaşadıkları, hissettikleri ve yaptıklarıyla kendine hayran bırakmış, mükemmel bir karakter. Valjean’ı tamamlayan sert ancak onurlu Javert, görev insanı, onuda sevmemek zor. Fantine keşke daha akıllıca davranabilseydi, en üzüldüğüm karakter. Cosette küçükken yaşadıkları çok etkileyici ancak Valjean sayesinde çok güzel korundu ve büyütüldü. Marius en çok kızdığım karekter, bu kadar iyi olupta iyi şeyleri bazen geç yapmak, özellikle kitabın sonunda Valjean’ın kızından ayrı kalınca çok kısa sürede çökmesine neden olması beni çok üzmüştü. Thenardie’ler insanlığın ne kadar çirkin olabileceklerini göstersede, Eponin aşkı ile Gavroche ise muzurluklarıyla kendini sevdirmişti. Fauchelevent baba, Mabeuf baba, Marius’un dedesi ve Abc üyeleri gibi daha niceleri, her karakter o kadar güzel anlatılmış ki insan tekrar tekrar okuduğunda her biri daha anlaşılır ve daha tanıdık hale geliyor, adeta yaşıyorlar sizinle. Karakterler bir yana enfes mekan kurguları ve derinlikleri o kadar güzel ki; savaş alanları, Paris’in sokakları, fabrika, kilise ve okulu ve hatta bahçesi, Paris’in kanalizasyonları dahi sizin içinde yaşadığınız mekanlar haline dönüşüyor. Hugo çok büyük bir yazar ve çok iyi bir insan. Tolstoy ve Dostoyevski gibi bu kişiler gerçekten neden zirve insan emek verip vakit ayırdığı zaman, bu yazarların kitaplarını okuyabilirse bunu daha iyi anlayabiliyor. Hayranlığımı belirtmekten başka birşey söyleyemem, inceleme haddimize dahi olamaz, verilebilecek en yüksek puanları hakeden ve herkişinin muhakkak okuması gerekenler listesinde ilk sırada olması gereken tabiri gerçek anlamıyla başyapıt olan bu kitabı yazan Hugo’ya saygılarımı ve teşekkürlerimi sunarım.