Kitabın daha önsözünde gözyaşlarımı tutamadım desem... Hugo gerçekten inanılmaz birisi. Sizi idam mahkûmunun ruh haline sokuyor. Okumuyor, yaşıyorsunuz. Empatlar için çok etkileyici bir kitap. Bu hâlde acı çekiyorsak, yaşayanları (yaşayamayanları) hiç düşünemiyorum. Özellikle suçsuz, günahsız yere idam edilenleri düşündükçe kötü oluyorum. Bu yüzden mi idam edilmiş dediğimiz çok insan var maalesef... Hugo kendilerini adil sananları acınacak hale düşürürse mutlu olacaktır! Hâkimin ruhunun derinliklerine inip bazen orada bir insanla karşılaşırsa mutlu olacaktır...
Victor Hugo, 1829 yılında yayımlanan Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nü yazdığında 26 yaşındaydı. Genç yazar, ölüme mahkûm edilen bir insanın son gününü büyük bir ustalıkla anlatarak kamu vicdanını etkilemeyi ve idam cezasına karşı bir protesto hareketi başlatmayı amaçlamış, başarılı da olmuştur. Bugün dünyanın birçok ülkesinde idam cezası yürürlükten kaldırılmışsa, böylesi bir cezanın hem trajik hem de insanlık dışı yanını daha XIX. yüzyılın ilk yarısında gözler önüne seren Hugo’nun bunda hiç de azımsanmayacak bir payı olsa gerek. (Alıntı)
Gréve meydanı Fransa için çok önemlidir. Siyasal açıdan sembol bir meydandır. Protestolar, eylemler orada olur ama en kötüsü Giyotin makinesi orada kurulur. Ve idam meydanıdır. 1829 yılında bir gencin idamına şahit olunca Hugo o kadar sarsılır ki ve kendini tutamayıp yazmaya başlar. Üstelik bu makinenin acı vermediğini, bir anda olup bittiğini söylerler. Bu vahşeti izleyip zevk alan bir sürü insan vardır. Çocuklar bile.. Eser ilk yazıldığında Hugo'nun ismiyle basılmamıştır. İfâde özgürlüğü yok bilirsiniz. O dönem ne halk ne de devleti yönetenler bunu kabul etmeyeceklerdir. Çünkü tek yöneticileri değil, sokakta bu katliama alkış tutan halkı da eleştirir. Hugo'nun diğer kitapları bu kısa kitaptan sonra şekillenip, oluşmuştur.
Eğer idam mahkûmunun ölüm yolculuğuna eşlik etmek istemiyorsanız, o üzüntüyü, gerilimi yaşamak istemiyorsanız bence bu kitaba başlamayın. Bu arada önsözü çok açıklayıcı ve bilgili kesinlikle okumadan hikâyeye geçmeyin .
Kitabın bir bölümü oyun şeklinde yazılmıştır. Çünkü o dönemlerde insanları en etkileyecek, hafızalarına kazınacak durumlar tiyatroyla işlenmektedir. Ve başarılı da olmuştur.
İdam cezası almış bir mahkûm vardır ve altı haftalık ömrü kalmıştır. Yazar bizi yaşamdan, ölüme adım adım götürmektedir. Cezaevine bizi sokar hücrede yaşatır. İnsan düşünüyor nasıl yazmış, bunu yaşamadan yazması imkansız sanki. Hugo insanları suça teşvik eden durumların ortadan kaldırılmasını ister, insanların gövdesinin ayrılmasını değil. Bunda da başarılı olmuştur. Eleştirile, eleştirile o kitlelere ulaşmıştır. Bu kısa ve etkili kitabı umarım sizlerde okuyup beğenirsiniz..