iki ana karakterin arasında geçen mektuplaşmalardan ibaret. Ara sıra yüz yüze buluşmalar gerçekleşse de ekseriyetle mektuplar üzerinden yürütülen bu ilişkide, ikili arasındaki dostluğa, çoğunlukla karşılıklı olan mektupların art arda sıralanmış halini okuyarak tanık oluyoruz. Bu konuşmaları okurken kart zampara Makar ile hüzünle, hastalıkla çepeçevre sarılı genç Varenka’nın arasındaki ilişkiye bir isim koymakta zorlanıyoruz. (Şimdi siz nesiniz?) Gerçi oldukça kompleks, duyguların girişik olduğu bir ilişki olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz, tıpkı normalde yaşadıklarımız gibi. Bununla beraber ne zaman “hah seni gidi Varenka, demek sen kart horoz Makar’ı yolmak için onunla sohbet ediyorsun ha, anladım sonunda!” diyorsam hemen akabinde aksini ispat eden birtakım hareketler gördüm kendisinden. Yahut ne vakit “Makar, seni toksik Şam şeytanı, gencecik kızdan faydalanmaya mı çalışıyorsun?” diye acımasızca yaftalasam Makar’ı, iyi birtakım davranışlarda bulundu Varenka’ya. Yani sevgili okuyucu, bu kitapta karakterler gerçek insanlara yaraşır biçimde tamamen iyi ya da kötü değil, yanlış kararlar verip acı çekebiliyor. Güçsüz bir karakter ise bugün olduğu gibi terk edilirse kendini öldüreceğinden bahisle karşısındakini tehdit ediyor; zayıf bir karakter ise zor durumdayken onunla alay eden kimseleri ve söylemlerini tümden yadsıyıp “yanlış düşünmüşüm” diyebiliyor. Her insanın düştüğü hatalara düşüyor ve ıstırabını çekiyor. Karakterlerin çektiği acıları, hissettiği duyguları onlarla beraber hissedebiliyor olmak, karakterlerle bu denli empati yapabiliyor olmak çok hoşuma gidiyor.