Çok kısa bir şekilde yazardan bahsetmek istiyorum. Kendisi 1961'de Van'da dünyaya gelmiş. İmam Hatip lisesinden mezun olup Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Dilleri ve edebiyatları bölümünden mezun olmuş. Bu kitabının dışında:
Bir Kürt Sosyolojisi Denemesi KürdinsanKürtleri Bekleyen TehlikeKürdüm OHAL'de TürkümÇevirmen kitapları vardır.
Kitap önce Kürt kimliğini, bu kimliğin ana dinamiklerini ve bu kimliğin komşu milletlerle ve sınırları içinde yer aldığı devletlerle kurdukları verimli, üretken ilişki tarzlarını ve buradan hareketle devlet ve millet bazında takınılması gereken tavrı incelemiş.
Kürk kültürel kimliğini, Kürt Kürtler hayatına temel karakterleri, Kürt kültürel hayatında sosyal olayları, Kürt kültürü hayatında yerleşim yerlerini, Kürt kültürel hayatının temel kavramlarını, evrensel şefaat sistemini, kültürel farklılık ve mezhep çeşitliliğini, İslam dininin farklılığı verimli kılma özelliğini, son olarak da Osmanlılar ve Kürtleri başlıklar altında anlatmaktadır.
Kitapta Kürtlerin cesaretlerinden, cömertliğinden, gururlu olmasından, kadınların ve erkeklerin nasıl giyindiklerinden, çocuklara verdikleri değerden, misafirperverliklerini, dengbejlere verilen değeri, Türk ile Kürt arasındaki ilişkileri, Şafii ve Hanefi mezheplerinin bu iki millet üzerindeki etkilerini ve daha birçok konu üzerinde açıklamalar yapılmış.
Bilgi aktarımı bakımından kitap gayet bilgiyi vermeye uygun fakat sonlara doğru evrensel şefaat sistemi, İslam dininin farkları verimli kılma özelliği başlıklarında biraz fazla din sosyolojisi üzerine yoğunlaşılmış. Bu başlıklarda Kürtlerden ziyade daha çok İslami konular yer almış. Belki benim dini sosyolojisi bakımından araştırma yapmaya çok yakın olmadığımdan ötürü, bu kısım çok ilgimi çekmediğinden de dolayı sıkılmış olabilirim. Yine de Kürtler kimdir diye sorulduğunda baştaki başlıklar ile bunu gayet akıcı bir şekilde anlatmış.
Ayrıca kitabın belli bir kısmında bahsedilen dinî sosyolojinin bir sebebi olarak da yazarın imam hatipten mezun olması sebebini görüyorum.
Aslında çok uzun zamanlardan beri kadınlara çizilen rolün, hangi millet, din, mezhep, coğrafya fark etmeksizin hep geri planda bırakıldıklarını bir kez daha göstermiş oldu. Özellikle kadının çocuk doğurmak ve evde iş yapmaktan başka bir vasfı yokmuş gibi görünmesini kınıyorum her seferinde. Değişen zamanda kadınlar bunların bir kısmını yıkmış olsa da, hala bu şekilde düşünen ve çocuklarını bu şekilde yetiştiren ebeveynlerin olması durumu biraz daha güçleştirmekten. Hayatımızın içinde kadınlara verilen yerin çok az olduğu ve bunun arttırılması gerektiği ise kaçınılmaz.
Sadece kendime araştırma-inceleme kitapları okurken sabır diliyorum.
Okuyacak olan arkadaşlara da iyi okumalar diliyorum.