(spoiler içerir :)))
İle, Oruç Aruoba'nın okuduğum ilk kitabı. Anlatımına aşina olmadığım için biraz zorlandım ama okudukça alıştım. Felsefi mektuplar diyebiliriz buna. Daha önce beraber olduğu insana mektuplar yazarak, geçmişte yaşananları yine bu mektuplar aracılığıyla hatırlatarak bir ilişkinin başlayıp nasıl sürdüğünü, ilişkinin doğasını, nasıl çözülüp bittigini anlatıyor Oruç Aruoba. Ve felsefenin doğasına uygun olarak bu ilişki üzerinden sorunlar yaratıp, çözümlemesini yapıyor. Üslubu zor ama okurken hem felsefe okurkenki, hem şiir okurkenki hazzı aldım. Her sayfasında o sessiz ahengin büyüsünde kayboldum. Hiç bitmesin istediğim, okurken her satırına hayret ettiğim, dönüp dönüp tekrar okuduğum bu eserdeki anlamların beynimi yormasın bayılıyorum. Birşeyler yanıyor içlerinde belli. Sevdiğiniz kişiye tutulan bir defter sanki. Her satırı kendi cümlelerim gibi benden bir parça. Sizi benimseyen, sizinde onu benimseyeceğiniz satırlar. Aşk, sevgi, kıskançlık vs. Konularına felsefik yaklaşımı insanı benliğinden alıyor. Kitabın konusu her ne kadar Oruç Aruoba'nın sevgilisi ile ilgili yazdığı 'mektup'larmış gibi görünse de yazar, yaşamış olduğu ilişkiden yola çıkarak tüm ilişkilere yönelik etkileyici ve yerinde tespitler yapıyor. Bunu yaparken şairane bir üslup kullanarak her sayfasında sizi düşünmeye sevk ediyor. Zaten yazarın bir filozof olduğunu da göz önünde bulundurursak, filozof bir kişinin şairane bir üslup kullanmasının ne kadar değerli olduğunu tahmin edebiliriz. Ayrıca yazar kitapta defalarca okuyucuya “Ey okur” diyerek sesleniyor. Bu sebeple okurken kendinizi kitabın içerisinde üçüncü bir kişi olarak hissediyorsunuz. Bu bağlamda, kişilerin kendilerini tekrardan sorgulamalarına aynı zamanda karşılarındaki kişilere olan bakış açılarını geliştirmelerine olanak