·88 syf.····Okunma: 31 Mart 2023 00:13 Tommasa Campanella, Güneş Ülkesi eserini şu cümlelerle bitiriyor; “Bizim devlet düzenimizse, tam anlamıyla, havarice bir düzendir, ortak yaşama düzenini zevke değil, kitabımızda gösterdiğimiz gibi,
karşılıklı saygıya dayatmaktadır.”
Bense, tam aksine eseri okurken gönüllülükten, işbirliğinden daha çok zorlamaya, dayatmaya ve militarist düzene dayalı bir sistem düşündüm uzun uzun. Hayalimde böyle bir ülke canlandı. Ütopyadan daha çok distopya olabileceğine kanaat getirdim bu yüzden.
Bu hayali ülkeyi sevmedim ben. O yüzden kişisel yorumlarımdan daha çok teknik bir inceleme yazısı yazacağım.
Güneş Kent sistem olarak Anarşizme benziyor ancak anarşizme ters olarak yöneticiler var. Bu haliyle anarşizm ile ortak temellere sahip olsa da anarşizmden bir hayli uzak.
Eğitimin çok önemli olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla liyakatin de. Hem toplumda hem de yönetici kısımda yapılacak iş hakkında yeteri bilgi ve beceriye sahip ve o alanda uzmanlaşmış kişiler görevlendiriliyor. Kamu görevlerini yerine getirenler bu işle ilgili yeterli eğitim görmüş ve uzmanlaşmış kişiler.
Yabancı dile önem veriliyor. Özellikle küçük yaşlarla birden fazla dil öğreniliyor.
Anarşizmdeki gibi mülkiyet yok. Kişisel eşya yok. Herkes her şeye ait. Bir evi bile yok kimsenin. Üretim araçları da ortak mülkiyete ait ve birlikte çalışıyorlar. Ancak gönüllülük esas değil gibi. Tembellik büyük bir suç ve cezalandırılıyorlar. Herkes çalışmak zorunda!
Herkes aynı kıyafeti giyiyor. Cinsellik konusu çok ilkelce. Üremeyi planlama adı altında insanlara tıpkı hayvanmış gibi müdahale ediliyor. Bu konu beni oldukça rahatsız etti. Özellikle kadınların bu denli değersiz gösterilmesini epeyce ilkel buldum. Anarşizmde daha çok cinsel özgürlük vardır ve kendi çocuğu dahil sahiplenmek yanlış görülür. Burada ise sevgi adı verilen yöneticinin altında tam bir sevgisizlik örneği mevcut. Cinsellik tıpkı Schopaneur un Aşkın Metafiziği kitabındaki gibi soyun devam etmesi için bir araç. Aile kavramı yok. Sözde herkes çalışkan ve kendisine göre işte çalışmaya hevesli.
Sonuç olarak ben böyle bir sistemin var olabileceğine inanmıyorum. Teori en baştan barbarca. Kaş yaparken göz çıkarılmış. Liyakat, eğitim gibi erdemlerden bahsederken en temel insani değerler de gözardı edilmiş. “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…” diyor insan okurken.
Peki ya özgürlük? Bence böyle bir sistemde kimse özgür olamaz. O halde ütopya değil, distopyadır anlatılan! Saygılarımla…