Her zamanki gibi yorgun ve halsiz olarak uyanmıştı o sabah. Gerçi uyanmak da denemez, gözünü zor açıyordu. Genelde insanların böyle olunca yarım saat tavana bakıp kalkması gerekir. Ama o yeni neslin çocuğu olarak 1 saat telefona bakıp kalktı, okula geç kaldığı için yemek yemeden evden çıktı.
Otobüs durağına kadar 150 metre gibi bir yol vardı. Her gün o yolu yavaş yürüyüp düşünerek veya etrafı dinleyerek gitmek hoşuna giderdi (geç kalmasına rağmen). Evet, yine etrafa kulak verdi, araba sesleri ve derinlerden, çok derinlerden gelen kuş şarkıları duyuluyordu. Başka çocuklar gibi kulağında kulaklıkla yürüyüp doğanın sesinden kendisini mahrum etmediği için gurur duyarak yoluna devam etti.
Otobüste ayak altında kalmamak için yaşam mücadelesi vererek, bazen itilerek, bazen atomlarına parçalanıp çok küçük olmadığı için azarlanarak okula yetişebildi yine.
Okul çok güzel geçti, uyuyarak akşama kadar çekeceği yorgunluğu telafi etti, kitap okudu...
Çıkışta yine arkadaşlarla itişerek, bazı öğretmenlerin sert bakışlarından titreyip, bazılarının yüzündeki gülücüğe karşılık verip içinde biriken buzları eriterek okul kapısına taraf gidiyordu.
..Birden ayaklarının altındaki buruşmuş kağıt uçağı farketti ve eline alıp bakmaya başladı. Arkasından çocukların fısıldaşma sesleri geliyordu, "Yine başlayacak", "Acaba bu sefer ne anlatacak?" diye alay etmeye başlamışlardı bile.
Çocuk arkaya döndü, sanki onları duymuyordu. Gözleri alev almıştı, sanki o an gördüğü herşeye aktaracaktı gözlerine derinlerden gelen ışıkları. Hayranlıkla dolu etrafa seslenen o ses duyuldu sonunda:
"Belki de bu kağıt Hindistandaki Mango ağaçlarından yapıldı, düşünsenize?"
"Mango ağacından kağıt yapılmaz kii", diye alaycı bir ses duyuldu.
"Hmm, haklısın. Ne dersiniz, belki ben yapmanın yolunu bulurum?"
"Kağıt yapmak için ağaçlara zarar mı vereceksin?" bu sefer bir kız sesiydi bunu söyleyen.
"Ah hayır, hayır.. ben kağıt yapmanın başka yollarını bulacağım, daha farklı.. zararsız."
Kimya hocasının sesini duydular o an, belli ki deminden beri onları dinliyormuş:
"Sen dün kuantum fizikçisi olacağını söylemiyor muydun, kızım? Neden fikrini değiştirdin?"
"Fikrimi değiştirmedim ki, hocam. Kağıtlar, atomlardan oluşur. Ben de atomlardan kağıt yapacağım. Bilgi hiçbir zaman mahvolmazdı ya, o zaman herhangi bir şeyi alıp atomlarına kadar parçalar, sonra yeniden birleştirip kağıt yaparım. Belki de ben geleceğin devrimcisi olurum hocam, fizik devrimcisi.."
"Sen fizik devrimcisi olmazsın, en fazla fiziği devirir, sonra düzeltemezsin" diye seslendi az önceki alaycı ses. Gerçi onun sesi miydi acaba? Zaten etraftaki herkes aynı kişiymişcesine gülmeye hazırlanan gözlerle ona bakıyorlardı, kim olması ne fark ederdi ki?
Umursamadı onları, en yakın banka doğru gidip kağıtı üzerine koydu, yeni bir uçak yapmaya başladı...
O günün üzerinden 20 yıl geçti. Yine etrafında insanlar duruyor ve onu izliyor, ama o hiçkimseyi umursamadan önündeki uçağa bakıyor. Hayır, arkadaşımız pilot değil. O artık bir mühendis. Ve önünde duran bu uçak, onun keşfi sayesinde kanatlanacak, hiçkimsenin inanmamasına rağmen.
Arkadaşı gelip son defa olarak kulağına fısıldıyor: "Hadi vazgeç, olmayacağı ortada. Rezil oluruz herkese", diye.
Dostumuz yine gözündeki aynı parlama ve yüzündeki aynı gülümsemeyle bakıyor ona:
"Deneyeceğim, belki uçar. Belki de ben devrimci olurum, nereden bilebiliriz ki?.."
Kolu çekti ve uçak uçtu, hem de pilot olmadan!..
20 yıl önce okulun bahçesindeki uçak uçmamıştı, ama bu seferki önceden programlanmış talimatlar eşliğinde kuş gibi gökte gidiyordu, tam bir görsel şölen... hayır, tam bir devrimdi bu!..