Toplum bireylerden bireyler ise insanlardan oluşur. Bireylerin temeli de duyguları ile davranışları ile siyasi , dini ve ahlaki görüşleri ile bir bütün olarak aile içinde oluşur. Yazarın ele aldığı Kadın figürü de maalesef ki sağlıklı ( göreceli kime göre sağlıklı neye göre sağlıklı) bir aile ortamında büyümeyen bir birey. Bu nedenle karşısına çıkan toplumun ona iyi bir figür olarak dikte ettiği erkek profiline umarsızca ve amaçsızca bağımlı hale gelmiş. Aşk diye tanımladığı duygu, aslında ailesinde eksikliğini duyduğu baba figürünün sonucudur. Bu da Sigmund Freud’un elektra kompleksini aklıma getirdi. Önce istenilen baba figüründe kişi belirlenmiş ve sonrasında o bireye hayran olunup bu aşk olarak değerlendirilmiş.
Diğer nokta ise yıllarla aynı duyguda ısrarcı olunması. O noktada da hala duygunun varlığı, yoğunluğu ve gerçekliği değil de geçmişte ( belki ergenliğe giriş döneminde) hissedilen saf duygulara olan özlem ve inanç gerçek olan. Çoğumuz da öyle değil miyiz, hatayı hissederiz görürüz ama görmek istemeyiz. Bazen kabullenmek zor gelir bazen verdiğimiz emeği zamanı çabayı bırakmak istemeyiz bazen de egomuz hatamızı kabullenmeye izin vermez.
Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan hazin tablo sorunlu bir aileden gelen bir bireyden olan saf bir çocuğun ölümü. Çocuklar asla suçlu doğmaz ki… Aileler kendi hatalarını çocukları ile unutmaya,telafi etmeye ya da hastalıklı şekilde hatalarında ısrarcı olmaya devam ederler.
Nedense novellada konu edinilen erkek karaktere tam olarak kızamadım. Belki bir parça kadını hatırlamayışı pes dedirtti.
İlk incelememdi, umarım okuduğunuzda benim düşüncelerime ilave farklı duygu düşünceleriniz olur