Puan vermedi·352 syf.····Okunma: 04 Nisan 2023 18:44 Latife Eraraslan 'hasreti' tarif ederken,
'Eller ona doyar iken,
Ben yüzüne hasret kaldım.' diyor.
Güler Duman ise başka bir türküde,
'Gözler kipriğe yalvarır, görem geldi der gibi.
Yemin mi ettin dönmemeye? Bir engelin var gibi.'
diyerek ifade ediyor.
Ne zor şey şu hasret. İnsan kırkbeş desibel acıya dayanıyor da bir yudum hasrette canlı cesete dönüyor.
Peki hangisi daha zor? Vatan hasreti mi? Sevgili hasreti mi? Gurbet mi? Vuslat mı? Sıladan mı kolay geçilir? Yârdan mı?
Canan Tan, Tacettin ve Patricia'nın Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan bu aşk hikayesini postmodern bir hava vererek bizlere sunmuş.
Daha sonra devamında mübadele esnasında iki tarafın da verdiği kayıpları anlatıyor.
Aşık olunca hep fedakârlık yapmak gerekir. Bu fedakarlık karşılıklı olmadığı zaman aşk da biter.
Peki insan vatanından bile vazgeçer mi sevdiği için?
Yahut savaşta çarpıştığın düşman milletten olma birini sevebilir misin? Aşk, ırklardan daha ziyade bir kavram olarak bununla baş edebilir mi?
Patricia bir Rum. Tacettin ise Türk. Savaşın ortasında iki düşman milletten iki insanın aşkı.
Hani diyor ya İbn-i Haldun, "Coğrafya, kaderdir."
Biraz da coğrafyanın barındırdığı orospu çocukları, kaderdir. Bunun en iyi örneğini en son yaşadığımız deprem felaketinde gördük hep beraber.
Yunanı, Rusu, Çinlisi, İsraili geldi yardım etti de bizim kendi vatandaşımız olan bazı kanı bozuklar bize destek yerine köstek oldular. Şerefsiz müteahhitleri, onlara izin veren şerefsiz denetimcileri gördük. Çadır satanları, yardım kolisine gecelik koyanları...
Eskiden "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." derdim de şimdi artık çok rahat bir şekilde söylüyorum ki, "Türk'ün tek düşmanı Türk'ten başkası değilmiş."
Yedi düvel birbirine düşünce bundan tek çıkar sağlayanlar emperyalist devletler. Milliyetçilik, olmaması gereken bir duygu demiyorum. Aksine vatanını, milletini seven insanlar yetişmeli. Fakat vatanını en çok seven iyilikte yarışandır. Sırf Ermeni, Yunan, Rum diye beş parmağın beşini de bir tutup kilide kızıp kapıya vurmak milliyetçi ya da vatansever değildir. Bizim ülkedeki siyasal islamcıların köpeği olmuş olan faşist ülkücülerin yaptığı gibi kendi gibi olmayan, kendi gibi düşünmeyen herkese satırla saldırmak değildir, vatanseverlik.
Hasret bazen de yaşanmış hatıralara olduğu gibi yaşamak isteyip de yaşayamadığın içinde kalanlara duyulur. Ben bunu çok iyi bilirim mesela. O yüzden de her günün sonunda akşam güneşi hep bir başka batar benim için.
Tacettin Patricia'da bıraktığını Behiriye'de tamamlayabilecek mi?
Bu sorunun cevabı bu kitapta.
Bana hem kilişe hem de kendimi anlatan bir kitap olarak geldi.
Ortalamanın üstü diyebilirim.