Hepimizin hayatını düz bir çizgi üzerinde ilerlediğini, inişlerini ve çıkışlarını ile yaşadıklarını biliriz. Önümüze çıkan indirimden kaçmasının peşinde “ah”lanır hep bir keşkeler yumağı içinde yuvarlanınca kaçtıklarımızın yanından yeniden geçmeyi fark etmeyiz. Oysa hayat döngüseldir. Hatta iç içe geçmiş gibi evren, galaksiler, gezegenler, uydular, mevsimler, gece ve gündüz de hep bu çevrimsellik üzerine kurulmuş matematik işler. Belki de bu sistemin insan ruhunu besleyen bir yan da vardır. Devranın ölümü umudunu içten içe taşımasa hangi insan yaşamı devam edebilir ki?
Bizler kendi çemberimizde yuvarlanıp giderken gün geliyor kesiştiğimiz hayatların yanında devrana girerek seyran eyliyoruz yaşamı. Ve durma yerlerinde bulunca saplandığımız kendilerimizden uzaklaşıyor, çemberimize yukarıdan bakabiliyoruz. İşte o zaman daha net bir şekilde kaybettiklerimiz kadar kazançlarımızın da tekrar tekrar önümüze geldiğini görüyoruz. Günlerin insanlar arasında dolaştığını söyleyen kutsal öğretileri idrak aşamasına geliyoruz. Ama bunları fark etmek ve doğru anlamlandırmak kolay değil.
“Her istediğin hemen o vakit olmaz, kalben vazgeçtiğin sana döner.” cümlesini telaffuz etmesi için insanın feleğin çemberinden geçmesi gerekiyor. “Olduğu kadar,kader olmadan!” söylemiyle hareket edecek kadar saklaması da lazım. İşte o vakit seçimlerimizi tekrar gözden geçiriyoruz. İnsanız, değişiyoruz, dönerken çemberimizde başka biri oluyoruz. Yirmilerde yapılan seçimlerle otuzlarda yapılan tercihler hele de kırklardan sonra iyice netleşen insanlara radikal kararlar aldırabiliyor. Bunu yapacak cesareti olmayanlara ise bir krizle sıkıştığı çemberden çıkma şansı veriliyor.
Bazen insan bunu bile göremeyecek kadar körleştiği eski yaşama ısrarla tutunuyor. Rüzgâr fırtınaya dönüşüyor, elleri tutunduğu daldan batan kıymıklarla yaralanıyor, dayanacak gücü kalmıyor ama hala inat ediyor insan. Sonunda elinde işe yaramaz kırık dal parçaları ile kendini yerde buluyor. Kimi çok tebrik oluyor ve samanlarla dolu bir arabaya düşüyor. Sıyrıklarını pansuman yapacak insanlar etrafını sarıyor, belki de o güne kadar yaptığı iyiliklerin önünde görünen belanın. Yine de insan yaşamı kolay değil. Hem sırtında taşıdığı geçmiş yükü var hem de kendinden vazgeçişlerin çıkmalarında kaybolduğu vakitler. İnsan öyle yaralıdır ki bazen pamuklara sarsanız da kurtuluşu için daha fazlasına ihtiyacı vardır. İşte o noktada kendiyle yüzleşir ve başkasının alacağı ne kadar az girdiyse o kadar çabuk toparlanır.
Kimi de en yüksekten asla düşmeyeceği düşeceği alsa da uçurumun ucundan yuvarlandığında sert kayalara çarpar başını ve kibrinin bedelini her şeyini kaybederek öder.
Elbette hayat bu sınırlamayla sınırlı olarak toplama çıkarma işlemlerinin sonucu hemen yaşarken elde edilemeyebilir ama madem evrende her şey sistemlerinde işler, onun da günü geleceği. Herkesin yaptığı yükü bir şekilde öder, aynısıyla olmasa da yolu bir gün acıya mutlaka uğrar. Oradan güçlenerek çıkanlarla yıkılanlar ise önceki seçimleri belirler.
Zaman çevrimsel, kader çevrimsel, “kaderin üzerindeki kader” çevrimsel. Bu durumda adalet, aşk, haksızlık, mücadele, zafer ve yenilgiler de döngüsel.
Bana yeniden bu konuları düşündüren “Hayat Çemberi” adlı kitap oldu: 2018 yılında “Meleğin Kanatları” adlı romanından tanıdığımız güçlü kalem Yonca Tandoğan'ın 2022 yılında yayınlanan ikinci romanı “Hayat Çemberi.”
Arte Yayınları'ndan çıkan kitap arka kapak yazısı şöyle: “ Bu kadınlar burada asla figüran değillerdi, kendi sahnelerinin başrol oyuncularıydılar. Ama herkeste bir geçmiş kalmışlık, bir pişmanlık, bir yaşanmamışlık duygusu hakimdi. Kendini yaşayacak. Yanındaki adama baktı. Hayata geç kalmamış olmak ve seneler sonra salaş bir kahvede keşkelerini sıralamak istemiyordu.”
Son derece akıcı bir dille yazılan roman, kahramanların hayatları üzerinden, ustaca açılıp sonunda, bir mandala titizliğinde ince işlenmiş bölümlerle derinleşen ve sonunda çemberi kapatan üslubuyla etkileyici. Bittiğinde bir süre içinde bu duygularla sarsılacak, aşka ve ilahi adalete tekrar inanacak, kendi çemberinizin neresinde olduğunuzu düşüneceksiniz.
Yonca Tandoğan kalemiyle tanışmamışlar için iyi bir girizgâh olan kitaptan sonra yazar farklı mecralarda yayınlanmış öykülerinin peşine düşeceksiniz. Umarım okurlarını daha çok bekletmez ve romancılığını yeniden hatırlattığı bu kitaptan sonra öykülerini de derler. Biz de “iyi yazan” bir insanın hem iyi öykücü hem de iyi romancı olabileceğini kitaplarını okurken bir daha görürüz. İyi okumalar.
Handan Kılıç
medium.com/t%C3%BCrkiye/ha...