·608 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Nisan 2023 09:40 Karen Armstrong’u kesinlikle çok seviyorum. Bu kitabını da son derece yararlı ve zihin açıcı buldum. Fakat bu “Eksen Çağı” kavramı konusunda bazı soru işaretleri oluştu kafamda. Zaten kendisine gelen eleştiriler genelde bu yönde.
Eksen Çağı ilk olarak Alman filozof Karl Jaspers tarafından 1949 yılında ortaya atılmış bir kavram ve tam olarak Armstrong’un kitabında işlediği dört uygarlığı ve bu uygarlıkların belirtilen MÖ 900 - MÖ 200 arası dönemini kapsıyor. Fakat bu kavram herkes tarafından kabul edilmiş değil. Mesela Jaspers’ı bu konuda kültürler arasında yeterince ortak nokta ortaya koymamakla eleştiriyorlar. Gerçekten de Yunan ve Hint sistemleri birbirine daha benzer olsa da, İbrani ve Çin kültürleri bunlardan çok farklıdır. Dolayısıyla değişimleri sağlayan etkenler farklıdır.
Gerçekten de, Armstrong da mesela en sonunda Yunan kültürünün diğer üç medeniyet olan Hint, Çin ve İbrani kültürleri gibi dinsel bir dönüşüm geçirmediğini kabul etmiştir. Bu kültürlerde nihayetinde halka yayılmış bir dinsel dönüşüm vardı. Yunan’da bu tür bir dönüşüm Hristiyanlığın gelişine kadar söz konusu olmamıştır. Ayrıca filozofların düşünceleri de daha materyalist görünmektedir.
Bununla ilgili olarak bu çağ kendisinden önce ve sonra gelen dönemlerden çok keskin çizgilerle ayrılmaz. Bunun sebebi de, tabana yayılan dönüşümün çok geç gerçekleşmiş olması, yazarların eksen çağının merkezine oturttukları fikirlerin esasında çok sınırlı sayıda filozofun etrafıyla sınırlı kalmış olmasıdır. Armstrong bize gelişmeleri aktarırken yaşanan dönüşümlerde bu filozofların fikirlerinden ziyade maddi unsurların geçerli olduğu izlenimini ediniriz. Örneğin, demir işleme gibi bir etken olmasa Yunan demokrasisi nasıl gelişecekti? Benzer şekilde, demiri işleyen diğer kültürlerde benzer bir demokrasi anlayışı neden gelişmemiştir? Görüyoruz ki, değişimler son derece kültüre özgüdür ve farklı sonuçlar üretmiştir.
Zaman paralelliği de çok sağlam değildir. Örneğin, eksen çağının uzantısı olarak Armstrong Hristiyanlık ve İslam’ı da veriyor. Eksen Çağı’nın merkezini MÖ 5.yy olarak kabul edersek İslam’ın ortaya çıkışı ile bu dönemin arasında 1100 sene var. Dolayısıyla bu tür değişimler aslında tarih içinde kesintisiz devam etmiştir.
Aslında Armstrong’un asıl eleştirilecek yanı “Eksen Çağı” kavramının doğru olup olmaması değil (neticede bu bir kabuldür), tartışmalı olan bu kavram etrafında dönen tartışmalara hiç değinmemiş olmasıdır. Böyle bir tartışma yok ve bu verili bir bilgiymiş gibi davranmıştır. Hatta benzer dönüşümleri yaşayan farklı kültürleri tamamen görmezden gelmiş, dolayısıyla Jaspers’ın üstüne hiçbir şey koymamıştır.
Peki bu kadar eleştirdim de bu kitabı neden sevdim? Bir kere bu kitabın bahsettiği dinsel uyanışlar gerçekten de yaşanmış ve kayda geçirilmiştir. Sebepleri ve ortaya koyduğu sonuçları farklı olsa da, hepsinde nispeten geçmişe nazaran daha özgür bir düşünce ortamında serpilen fikirler mevcuttur. Bu durum aslında tamamen töresel hukukla yaşayan bu uygarlıkların yavaş yavaş kurumsal hukuku uygulamaya başlaması, fakat bu ikisi arasında belirsiz bir geçiş dönemi olması nedeniyle yaşanmıştır.
Örneğin, Yunan’ın töre hukukuyla yaşayan Miken uygarlığı çökmüş, site devletleri ortaya çıkana kadar 400 seneden fazla bir karanlık dönem oluşmuştur. Çin’de yaşanan “Savaşan Beylikler Dönemi”, Hintliler’in yerleşik hayata geçmesi ve İbrani’lerin Babil sürgünü bu toplumların tarihinde benzer geçiş dönemleridir ve toplumdaki merkezi yönetim eksiği insanları farklı arayışlara ve daha da önemlisi bunları özgürce ifade edebilmeye yöneltmiştir. Töre ve buna bağlı olarak insanlara kesinlik ve güven sağlayan katı ritüel ortadan kalkıp yerine bir şey konmayınca kesin cevaplara yönelik arayış doğal olarak gelişmiştir. Dışsal ritüel eksiği insanları kendi içlerine yöneltmiştir. Armstrong bu tespiti çok başarılı bir şekilde ortaya koyuyor ve elbette ritüel uygulayanların genelde aristokratlar olması sebebiyle bu arayışı ilk başlatanların da onları olduğu, halkın büyük bölümünün eski inanışları devam ettirdiği gerçeğini es geçmiyor.
İkincisi, Armstrong çok akıcı bir dille, bize dört kültürün tarihini aktarıyor. Eksen çağının öncesini de anlattığı için bu tarih MÖ 900 ve MÖ 200 arasıyla sınırlı değil, daha kapsayıcı. Kendi adıma Yunan ve İbrani tarihini bilsem de Çin ve Hint tarihini bilmediğim için, bu bölümleri okumak benim için son derece doyurucu ve merak uyandırıcı oldu. Elbette bu tarihlerin tüm maddi ve sosyal değişimleri ele alıp değerlendirdiğini söylemiyorum fakat birer giriş olarak okunabilirler.
Kitabın zorlandığım tek yanı, her bölümünde dört kültüre sırasıyla değinmesi oldu. Bu kültür hakkında okuduktan sonra diğer bölüme geçene kadar araya üç farklı kültür girmesi, yeni bölüme geçince hatırlamayı biraz zorlaştırıyor. Ayrıca, bölümler 100’er yıllık zaman dilimlerine göre ayrılmış. Fakat bu zaman dilimlerinde her bir kültürde yaşananlar çok farklı. Dolayısıyla bu bölümlemenin bana göre mantıklı bir tarafı da yok. Kitap her bir kültürü baştan sonra bir bütün olarak ve birbirini takip edecek şekilde ele alsaydı okuması daha kolay olabilirdi. Okumakta zorlanan varsa naçizane tavsiyem her bölümde bir kültüre ayrılmış bölümü bulup kitabın sonuna kadar bu şekilde okumaları, sonrasında başa dönüp diğer kültüre başlamaları olur. Bu şekilde daha hızlı okunabilir.