·196 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Nisan 2023 13:53 Geçen hafta edebiyat hocam sohbetimiz sırasında önermişti, beğeneciğimi düşündüğünü söylemişti. Onun önerisiyle başlamıştım. Yazılı haftası bir dinlenme yeri oldu benim için bu kitap. Livanelinin okuduğum ilk kitabı ve buraya yazdığım ikinci inceleme..
Son ada üslup dil biçim açısından harika değil sade bir dille yazılmış lakin beni rahatsız etmedi. Bu kitabı okuduğum diğer distopik romanlarla kıyasladığımda distopik açıdan eksik yetersiz olduğunu düşündüm. Bu kitapta düşünce polisleri sevgi bakanlıklar 101 numaralı odalar insandan farkı kalmamış domuzlar veya -bence en korkuncu- anne kavramına yabancı insanlar yok. Sistemin başında yenilmez, devrilmez bir başkan yok. Son adanın başkanı bir büyük birader değil o kadar ürkütmüyor.
Hissettiklerimi tam olarak anlatabildim mi bilmiyorum ama distopya okurken korktuğum beni geren şeyler bu kitapta yoktu ama yine de okurken toplum olarak içinde bulunduğumuz durumu bir kez daha farkettim.
Son ada,son sığınak, son insani köşe…
40 evli bir adada yaşayan bir toplum. Kendilerini dünyadan soyutlamış, modern dünyadan uzaklaşmış, lavanta yasemin kokuları martılar çam fıstıkları ile yaşayan 40 aile. Veeee bu adaya sonradan gelen emekli bir başkan.
(Devamı spoiler içeriyor)
Asla anlamadığım şeylerden birisidir insandaki sonu gelmez güç arzusu. Bitmek bilmeyen aç gözlülük…
Adada terör, aleni bir saldırı veya insanların yaşamlarını tehlikeye atıcak bir şey yok. Aksine son derece huzurlu bir yaşam alanı var. Başkan insanları korkutarak veya güvenlerini kazanarak yönetebileceğini biliyor.
Önce kendi kendine düşman oluşturup sorun yapıp sonra kendi oluşturduğu sorunu çözerek (aslında çözemeyerek) ada sakinlerine kahramancılık oynuyor. E kahraman olur da düşman olmaz mı sahnede tabi olur.
“Düşman” olarak da martıları seçiyor. Evet martılar. Martılar sana ne yaptı martılardan ne istedin bu saçmalığa bu ada halkı nasıl inandı -inanmak istedi- okurken kafayı yedim. Bir kişi de mi demez sen yokken onlar vardı onlardan zarar görmedik sen kimsin nerden biliyorsun burası senin geldiğin yer gibi değil. Burada biz yaşıyoruz bizim adımıza bizim olan şey hakkında karar verme yetkisini nerden alıyorsun sen kimsin? Der tabiki der ama yetmez işte…yetmedi.
Yazar….7 numara…Kitapta en çok sevdiğim karakterdi. Başkanın gerçek yüzünü göremeyen insanlara kızmasına rağmen her seferinde ada için onlara laf anlatmaya çalışmasını okumak beni biraz üzdü. Kendimle çok özleşleştirdiğim yer vardı karakterde. Karşındaki insanlarla seneler geçirmişsin adada lakin senin dediğini anlamıyorlar inanmıyorlar…aslında inanmak istemiyorlar. Doğru olandansa haklı olanın yanında olmak daha önemlidir böyle insanlar için.
Kitabın anlatıcısına birazcık kızgınım…sonda başkana karşı gösterdiği tepkiyi en başta gösterseydi belki diğer insanlarda cesaretlenebilirdi…bakkalın oğlunun cesaretlendiği gibi…
“Bir yerde kötülük varsa ordaki herkes biraz suçludur”
Evet suçludur ses çıkarmamak suçu onaylamaktır çünkü sizi farklı yapmaz.
“Ama ben kötü olduğunu biliyorum uymazsam karşı gelirsem bana zarar gelecek” diye düşünenler hatta
“Sistemi değiştirecek gücün yoksa ayak uydur” diyerek pekiştirenler de vardır. Ama hayır katılmıyorum. Ayak da uydurmayacağım. Benim gücüm sistemi değiştirmeye tek başıma yetmeyebilir yetmez de ama benim sayemde senin sayende bizim sayemizde sadece düşüncelerimizle bile karşı çıksak bizden güç alan biri değiştirebilir.
O yüzden susmayalım, susmayalım ki bizim hikayemiz de son adamızı yitirişimizle sonuçlanmasın.