Edebiyat Nasıl Okunur bir edebî eseri var eden temel unsurları ele alarak sunduğu örnekler
üzerinden okuru, düşünmeye çağırır. “Açılışlar”, “Karakterler”, “Anlatı”, “Yorum” ve “Değer”
olmak üzere beş bölümden oluşan eser, yazarının ifadesiyle edebî biçim ve tekniklere eğilerek
Nietzsche’nin “yavaş okuma” adını verdiği geleneği kurtarma çalışmalarının mütevazı bir parçası
olmayı amaçlar. Bunun yanı sıra anlatı, olay örgüsü, karakter, edebî dil, kurgunun doğası,
eleştirel yorumun sorunları, okurun rolü, değer yargıları gibi konulara ışık tutmak ve eleştirel
çözümlemenin eğlenceli olabileceğini göstermek de kitabın gayeleri arasındadır.
Eserin “Açılışlar” başlıklı ilk bölümünde yazar, bir yapıtı ele alırken özellikle biçimin ön
planda tutulduğu, “tetikte” bir okumaya ihtiyaç olduğunu belirtir. Bu dikkate duyulan ihtiyaç,
edebî eserlerin retorik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Eagleton (2015) edebî yapıtı, “kısmen
ne söylediği nasıl söylediğine dayanarak alınması gereken eser” (s.13) olarak tanımlamaktadır.
Dolayısıyla ton, atmosfer, tempo, tür, sözdizim, dilbilgisi, doku, ritm, anlatı yapısı, noktalama,
muğlaklık gibi unsurların bir araya gelmesiyle oluşan biçim, edebî eserin en önemli yapı
taşlarından birini teşkil eder. Bir başka deyişle edebî eser, içeriğin dilden ayrı düşünülemeyeceği
yazı türüdür. Edebî eserlerde dil ise, gerçekliğin yahut deneyimin basit bir aracı değil, esasıdır.
Eserin “Karakterler” başlıklı ikinci bölümünde yazar, karakter kelimesinin etimolojisini
ele alır, karakter/tip ayrımına dikkat çekerek edebî kişiliklerin özellikleri üzerinde durur ve
karakter üretilirken hangi tekniklerin kullanıldığını tespit eder. Karakter kelimesi günümüzde
yalnızca edebiyat figürü değil, işaret, harf veya sembol anlamlarına da gelmektedir. Terim, Antik
Yunan’da ayırt edilir bir nişan bırakmak için kullanılan ve “kaşe” anlamına gelen kelimeden
türemiş; daha sonra “bireye has bir özellik” anlamı kazanmıştır. Günümüzde karakter terimi, bir
bireyin zihinsel ve ahlakî niteliklerinin tümünü kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. Bununla
birlikte, oyun ve filmlerdeki figürlere de işaret etmektedir. Karakter, hareketleri kolay tahmin
edilemeyen, nevi şahsına münhasır insan anlamına da gelebilir. Buradan hareketle karakter/tip
ayrımına geçen Eagleton, tipi “nevi şahsına münhasır karakter” olarak tanımlar. Mevzu bahis
gerçekçi edebiyat olduğunda, karakterlerin bireysellikleri güçlendikçe onların daha iyi işlenmiş
oldukları düşünülür; ancak söz konusu karakterler bir ölçüde tip olmasalar, yani daha önce de
karşılaştığımız nitelikler sunmasalar “kolay anlaşılır” olmayacakları muhakkaktır.
Eserin üçüncü bölümünde, edebî metnin belkemiğini oluşturan “anlatı” unsuru ele
alınmaktadır. Yazar bu bölümde, anlatıcı kimliğinin varlığı/yokluğu üzerinde durur ve anlatıcı
çeşitleri hakkında bilgi verir. Eagleton’a göre yazarlarla eserleri arasında düz, doğrudan
sayılabilecek bir ilişki nadiren bulunur. Bu nedenle bir kurguda anlatıcının kimliğinin tam
olarak netleşmediği zamanlar da söz konusudur. Eagleton her şeyi bilen anlatıcıları, yerleri teşhis
edilebilen karakterlerden ziyade, nereden geldiği belli olmayan vücutsuz sesler olarak tanımlar.
Uğultulu Tepeler’de Nelly Dean, Henry James’in Yürek Burgusu ve Jonathan Swift’in Güliver’in
Gezileri kitaplarının kahramanları gibi güvenilmezliği ile meşhur anlatıcıların varlığına da dikkat
çeken yazar son olarak çocuk anlatıcılardan söz eder. Bu anlatıcılar sınırlı bakış açıları yüzünden
yaşadıkları deneyimden derli toplu, tutarlı bir anlam çıkaramazlar; bu ise anlatıda eğlenceli yahut
tehlikeli durumlara yol açar.
Eserin dördüncü bölümü, edebî yapıtların ne şekilde yorumlanabileceğine ilişkin fikirleri
ihtiva eder. Eagleton öncelikle “bağlam” üzerinde durur ve belirli bir bağlama bağlı olmama
halinin bir eseri “edebî” yapan en önemli faktörlerden biri olduğunu belirtir.
Elhasıl:
Edebiyat Nasıl Okunur biçim, içerik, kurgu, karakterler, anlatı ve anlatıcı çeşitleri,
dilin kullanımı, metnin anlamı ve yorumlanması ile edebî eserin değeri gibi edebiyat eleştirisinin
temel meselelerini ele alır, uygulanabilecek stratejileri göstermeye çalışır. Eseri ayrıcalıklı kılan
unsurların başında genel çerçeveyi çok net bir biçimde çizmesi, doğru sorular sorarak meselelerin
özünü yakalayabilmesi ve okuru düşünmeye davet etmesi gelmektedir. Bütün bunların da
üstünde, Eagleton’ın başarısı teorik bilgiyi sunmakla sınırlı kalmayarak dünya edebiyatından
seçtiği son derece zengin örneklemiyle uygulama aşamasına da geçebilmiş olmasıdır
NOT: Sezin Seda Altun'un makalesinden alıntı yapılmıştır: Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi • Cilt 1I, Sayı 1, Bahar 2015, ISSN: 2148-6743, ss. 161-168
DOI: 10.16985/MTAD.2015118794