8/10
·208 syf.··
2023 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2023 22:20
Beklentilerimin aksine oldukça güzel bir kitap okudum. Ne kitapla ilgili ne yazarla ilgili bir bilgim vardı. Kimi eleştirmenler bunu kült bir kitap olarak kabul etse de bence o seviyeye çıkarılabilecek bir eser değil. Kitapta iki hikâye var. Çerçeve hikâye modern zamanların Avrupa’sında geçerken asıl hikâye 1933 Tibet’te Shangri-La adında bir keşişi manastırında geçer. Modern dünyada ve zamanda geçen olayların hiçbir önemi yok. Olaylar anlatıcının iki okul arkadaşı ile buluşmasıyla başlar. Muhabbet yıllar öncesinde yaşanmış gerçek bir olaya kadar uzanır. Anlatılan hikâyede adamın biri içinde 4 yolcu olan bir uçağı kaçırıp, kimsenin bilmediği bir yere uçup gitmiştir. Anlatıcının okul arkadaşlarından biri olan Rutherford anlatıcıya kaçırılan adamlardan biriyle olaydan sonra Çin’de bir hastanede karşılaştığını ve kendisine yazılı bir hikâye verdiğini söyler. Biz okurlar işte bu hikâyeyi okuyoruz burada. Yazılı hikâyede az önce ifade ettiğim gibi 4 kişi bir pilot tarafından kaçırılır ve onları Tibet’e götürür. Bu dört kişi farklı geçmişlere sahiptir. Sadece geçmişleri değil, karakterleri de farklıdır. Her birinin dünya görüşü, yaşama bakış açıları ayrı ayrıdır. Alıkondukları Shangri-La manastırı kimisine göre bir hapishane, kimisine göre bir cennet, kimisine göre bir kaçış, kimisine göre azaptır. Orada herkesin beklentileri ve yaşadıkları farklıdır. Manastır insanın doğa ve kendisiyle uyumunun bir simgesidir. Buraya geçmiş yıllardan beri dış dünyadan gelen yabancılar oradan ayrılmayı hiç düşünmemiş ve yaşamlarının geri kalan ömrünü orada geçirmişler. Burası modern dünyadan oldukça uzak, Himalayalar’ın sırtlarında, kara yoluyla gidişin neredeyse mümkün olmadığı saklı bir cennet gibidir. Orası için ister bir ütopya deyin, ister bir peri masalı diyarı deyin ne derseniz deyin ama orası bildiğimiz dünyadan çok farklı bir yer. İç hikâyemizin özünü ana karakteri Conway’in Dalai Lama ile sohbetleri oluşturuyor. Bu sohbetler genellikle manastırla, insanın dünyadaki yeri, insan doğası ve zaman üzerine. Kitabın tek kötü tarafı bu sohbetlerin çok bir yer kaplamaması. Benim en hoşuma giden sohbetler zaman üzerine olanlardı. Kitapta yer alan en önemli konulardan biri zamanın akış hızı. Çünkü zaman orada çok farklı akar. Tibetli keşişler manastırda zamanı alt etmeyi başarmışlardır ve çok uzun seneler yaşarlar. Buraya kadar okuduklarınızın sizin için var mıydı bilmem ama benim için belli bir değeri yoktu, varsa bundan sonra okuyacaklarınızda olabilir. Bir okur olarak o manastıra gittim ve oradan geri dönmeyi hiç düşünmedim, keşke orada kalsaydım. Conway gibi beni de büyüledi orası. Gözlerinizi kapatın ve hiçbir şey düşünmemeye çalışın. Kaç saniye başarabildiniz bunu? İnsan bu dünyada düşüncesinde yalnız değil hiçbir zaman. Zihin bir çöp yığını, gereksiz bilgiler yuvası. Keder, acı, travma, geçmişe ve geleceğe dair kaygılar, endişeler ne isterseniz fazlasıyla var. En kötüsü de bunlardan kaçış yok. İnsan Tanrının huzurunda bile sadece bedenen var, ama zihin dünya işleriyle uğraşmaya devam ediyor. Bunları mı seçersiniz yoksa kristal berraklığında bir zihinle dünyayı seyretmeyi mi? Sizce de dünyayı mutlak bir huzurla görebilmek güzel olmaz mıydı? İşte bu sadece tüm dünyadan uzak, insanın sadece kendiyle kalabileceği bir yerde mümkün. Bu kitabın bana hissettirdiği en güzel şey bu oldu.
Edebiyat
Yitik UfuklarJames Hilton · Can Yayınları · 2010508 okunma
·
995 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.