Puan vermedi·1025 syf.····Okunma: 20 Nisan 2023 00:39 Dostoyevski'nin son kitabı!
Şimdiye kadar okuduğum tüm Dostoyevski romanlarının bir karışımı gibiydi. Diğer kitaplarda bulunan tüm karakterlerin düşünce yapısı Karamazov Kardeşler'de başka bir isimle karşıma çıkmış gibiydi. Budala'da saf ve temiz Prens Mişkin burada Alyoşa'yı, hayat kadını olan Natasya Gruşenka'yı, gururlu ve kaprisli Aglaya Katerina'yı anımsattı. Tabi Katerina, İvan'a karşı tutumuyla (sevdiği halde gururundan kabullenememesi) Kumarbaz kitabındaki Polina'yı da aklıma getirdi. Fyodor Pavloviç sanırım hiç iyi yanı bulunmayan bir karakter. Yeraltından Notların baş karakteri bile kendini aşağılık saymasına rağmen yine de anti-kahraman olarak gönüllerimiz yer edinebilmişti. Yeraltı adamına yakın bulmakla beraber yine de okuduğum Dostoyevski kitaplarında bulunan bir karaktere benzetemedim. Mitka Kumarbaz kitabındaki Aleksey'e benziyordu. Aleksey gibi içinde erdemli duygular taşısa bile yine de iradesizliği yüzünden hayatını mahvediyordu. Aşkı için her şeyi yapması da benim benzetme nedenlerimden. Smerdyakov ise ailenin gayrimeşru çocuğu. Bu karakteri de tam olarak diğer romanlarındaki karakterlerin hiçbirine benzetemedim. Gel gelelim İvan karakterine. Dostoyevski baş karakter olarak Alyoşa'yı seçse bile benim favorim İvan'dı. İvan karakteri aslında doğrudan Dostoyevski'nin kendisiydi. Ahlak, vicdan kavramları hakkındaki görüşleri, "Tanrı yoksa her şey mübahtır" fikri, değersiz ve toplum için yararsız insanların öldürülmesinin vicdan azabı doğurmayacağını ve bunun doğru olduğunu savunması (iki sürüngenin birbirini yemesi) bana Raskolnikov karakterini anımsattı.
Tabi bu benzerlikler bu romanında diğer tüm romanlarında anlatmaya çalıştığı düşünceleri birbiriyle çatıştırmayı ve hepsini tekrar ele almayı gerektirmiş.
Kitabın ana konusu din çatışması. Özellikle İvan-Alyoşa arasında geçen ateist-dindar sohbetleri inanılmaz kaliteliydi. İvan'ın "Tanrı olmasaydı onu icat etmek gerekirdi." sözü beni en çok etkileyen düşüncesi oldu. İvan ateist bir karakter fakat özellikle son zamanlarda türeyen ve daha çok kendine 'ateist' diyerek çevre yapmaya çalışan, bir toplulukta kabul görmeye çalışan veya bu sıfatın arkasına sığınarak kendini çevresinden farklı, üstün ve marjinal olarak tanımlayan, ateizmle ilgili derin bir araştırma yapmayan ve bir argümana sahip olmayan, ateizmin felsefesini bile araştırmayan günümüz 'özenti ateistleri' gibi değil. Çok derin ve saygı duyulması gereken bir karakter. İvan dini meseleleri kendi akıl ve mantık süzgecinden geçiremediği için kabullenememekle birlikte sosyolojik bir bakış açısıyla dinin toplumlar için bir gereklilik olduğunu söylüyor. Bu düşünceyi Nietzsche'de de görmüştüm. O da "Tanrı öldü." diye haykırırken bunu üzgün bir şekilde yapmıştı. Çünkü dine inanmasa bile toplumsal düzen için dinin önemini biliyordu. Aslında kitapta başka bir olay ise dindarlığın insan psikolojisine iyi geldiği ve insanı mutlu etmesi. Dostoyevski'nin kitaplarında ateist karakterler zeki işlenir ve ön plandadır. Fakat mutsuzdurlar ve sona doğru bir felakete sürüklenirler. Dindar karakterler ise içlerinde sevgi barındırır ve hikayenin sonunda mutlu olurlar. Bu konu ile ilgili birçok felsefi düşünce de var. Ben de ateist kalbinin tam olarak mutlu olabileceğine inanmıyorum sanırım. İnsan psikolojisinin inanma isteğinden, teslim olma eğilimlerinden kaynaklı olabilir. Dostoyevski de Din ve Sevgi konusunu bu kitapta Alyoşa ve Zosima üzerinden işliyor. İmanın esasının sevgi olduğunu, bir insanın dindar olabilmesi için kalbinin sevgi ile dolu olması gerektiğini gösteriyor. Ateist kalbi hiçbir zaman sonsuz ve nedensiz bir sevgi ile dolamayacağı için ateist karakterleri mutsuzluğa sürükleniyor belki.
Kitabın sonu bana biraz yarın kalmış hissi verdi. Mitya hapisten kaçtı mı? İvan iyileşti mi? Liza'ya ne oldu? Alyoşa hayatına nasıl devam etti? Bu sorular belirdi kafamda.
Son olarak Dostoyevski sana hayranım.