Uzun zamandır yaptığım tek şey sabahtan akşama kadar şiir okumak. Galateia ise düzyazı okuma alışkanlığımı az da olsa geri kazanmak için okuma listemde öne çektiğim -yine mitolojik anlatılardan uyarlama- bir Madeline Miller yapıtı. Ancak yazar bu sefer roman türüyle değil, oldukça kısa bir öyküyle çıkıyor karşımıza; üstelik Ambra Garlaschelli”nin muhteşem illüstrasyonlarıyla.
Kitap hakkında yazılan diğer incelemelere göz attığımda konuya girilemediğini, tam kendilerini kaptırdıkları anda son sayfaya geldiklerini yazmışlar fakat nedendir bilinmez, belki de fazla bir beklentiyle okumadığımdan, benim açımdan kısa ve tatmin ediciydi. Okumak yaklaşık on dakikamı aldı. Pek tabi “Akhilleus’un Şarkısı” kadar duygusal bir aşk hikayesi veya “Ben, Kirke” kadar uzun ve sürükleyici bir feminist anlatı beklememek gerek Galateia’yı okurken. Kısa soluklu bir edebi zevk veriyor. Mitolojiye olan ilgimden olsa gerek bana uyku öncesi okuduğum tatlı bir masal gibi geldi ve başımı yastığa masalsı hislerle koydum.
Taştan yontulmuş bir kadının varoluşuyla hapsolmasının ve ölümüyle özgür kalışının hikayesini okuyoruz. Bir adam onu yontmuş ve Tanrıça’ya dua ederek ona can vermesini sağlamış: Sadece düzmek için. Ona sadık, diğer kadınlardan daha güzel bir eş olması için. Bir kaltak olmaması için. Memelerine, karnına, vücudunun her noktasına ve tenine özenmiş yontarken, işini şansa bırakmamış. Ve sonra bir çocukları olmuş.
Peki bu kadın nasıl özgür olabilir ki? Taştan yontulma bedeni bir yaratıcıya aitken…
Bu sorunun cevabını her zamanki gibi şahane bir edebi üslupla alıyoruz işte. Su gibi akıp gidiyor. Çok sevdim, uzun zaman sonra Madeline Miller’ın kaleminden bir şeyler okumak çok zevkliydi.
“Muhtaçsın,” derdi bana yaratıcım, “Utanman da yok üstelik, yüzün bile kızarmıyor…’”