Ahmet Hamdi Tanpınar 'ın bir makalesinde: "Batı etkisindeki modern Türk edebiyatı bir medeniyet kriziyle başlar." şeklinde bir cümle yer alır.
Ülkemizde medeniyet krizi ise doğu ile batı arasındaki kültür alışverişinin sağlıklı biçimde sağlanamamasından kaynaklanır. Tamamen kendi kültürümüzü geride bırakabilmek ile batı kültürüne adapte olabilmek arasında yaşadığımız o sıkışıp kalmışlık, üzerinden yüz küsur yıl geçmiş olmasına rağmen hala aşılamamıştır. Ancak ne kadar bu kriz aşılamasa dahi Tanzimat Dönemi ile birlikte bahsedilen bu krizi bir nebze olsun aşabilmek adına birtakım girişimlerde bulunulmuştur ve edebi eserler üzerinden dönemin sanatçıları bu konuda tepkilerini dile getirmişlerdir. İşte Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat da edebiyatımızın telif edilen ilk romanı olup bu başkaldırının da yansıması olacak ilk roman örneklerinden bir tanesidir.
Özgür Yayınları'ndan okuduğum bu eserin çevirisine dair sorun yaşamadım ancak Özlem Nemutlu'nun önsöz niteliğindeki yaklaşık 15 sayfalık yazısı kitap hakkında okuyucuyu kitaba ve kitabın diline hazırlamak maksadından biraz uzaklaşmış ve fazlasıyla spoiler veren bir içerik olmuş diye düşünüyorum. Sadece önsözü okuyan bir insanın kitaba dair herhangi bir merakı veya heyecanı kalmayabilir çünkü tüm kritik noktalar burda anlatılıyor. Günümüz Türkçesi ile yazılmayan eserleri alırken bu tür şeylere dikkat etmek gerekiyor (bu konuda iletişim yayınları çok başarılı). Kitapta geçen eski Türkçe kelimeleri hemen kelimelerin sonunda günümüzdeki ifadesiyle belirtmeleri beni okurken zorlamadı ama bu durum yine de dikkatin dağılmasına sebep olabiliyor. Kitabı alacak olanlara İş Bankası Kültür Yayınları baskısını almalarını tavsiye ederim.
Kitaba gelirsek, edebi eser niteliği taşıyan ilk Türk eseri olmasına rağmen kitap gayet güzel ancak kurgusu günümüzle karşılaştırdığımızda bir romana göre oldukça zayıftır (ki bu çok normal bir durumdur). Yazarın yaptığı betimlemeler ise akıcılığı hiç bozmaması ve yeterliliği bakımından oldukça iyidir. Talat'ın anne ve babasının ilişkisi ile yazar hayalindeki ilişki düzenini ve aile yapısını anlatırken, Talat ve Fitnat üzerinden ve Ali Bey ile Fitnat üzerinden de dönemin baba-kız ilişkilerini, evlilik müessesesini eleştirmektedir. Bir ilk romanın getirisi olan acemilik ve anlatım kusurlarına rağmen yazar, dönem itibariyle dert edindiği konuyu okuyucuya geçirebilmeyi başarmıştır. Bunu yaparken gayet basit bir kurgu üzerinden gidip, detaylarda boğulmadan sade bir anlatım yolu izlemiştir. İşin ilginç kısmı, günümüz değerlerine baktığımızda kitabın 1875 yılında görücü usulü evliliği, kadınlara bir insan değil adeta bir eşya gibi davranılmasını, söz konusu evlilikse eğer insanların birbirini tanıyarak, gönül ilişkisi kurarak bir evlilik yapmaları gerektiğini eleştirmesinin üzerinden geçen 148 senede hala bu konuların tartışılmaya devam edilmesi çok üzücü bir durum. Evet ülkemiz gerçekten de doğu ve batı kültür çatışması etrafında sürekli savrulup duran bir ülke. Özellikle söz konusu bir evlilik olduğunda bu kültür çatışmasının kadın için de erkek için de hala çok büyük problem olduğu bir ülke. Her ne kadar olayda eleştirilen konuların hepsi bu ülkenin hala kanayan bir yarası olsa dahi coğrafyamız, bu yerleşik kültürün yüzyıllar boyu sürüp içimize işlemesi bu değişimin batılı anlamda gerçekleşmesinin pek mümkün olmayacağını gösteriyor.
Şunu söylemeden de geçemeyeceğim: Kitapta Hacı Baba hariç her karakterin en ufak olayda ahlanıp ağlamasına gülmeden edemiyorum. Bunun ne kadarı kurguya ve imgelemeye dahil bilemiyorum tabi ama bu kadar duygusal bir ortam tasvir edilmesi ve herkesin sürekli ağlıyor oluşu okurken beni ciddiyetten oldukça uzaklaştırdı. Aynı şekilde en ufak olumsuz bir durumda hemen canlarına kıymaya kalkmaları da gerçeklikten uzak ama kurgu mantığını düşündüğümüzde de anlaşılabilir bir tepki. Bunların altında dönemin edebiyatının Fransız edebiyatı ve romantizminden ilham alması yatıyor olsa gerek.
Sonuç olarak Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, biçem olarak nitelikli bir okuma beklenmemesi gereken ancak içerik olarak dönemine göre verdiği kadının toplumdaki yerine, dönemin evlilik ilişkilerine ve çarpık ikili ilişkilerine dair cesurca mesajlarla kıymeti bilinmesi gereken önemli bir eser. Edebiyatımızın nereden nereye evrildiğini görmek isteyenler için de ayrı bir önemi olduğunu ve sırf bu sebeple bile okunmaya değer olduğunu, Şemsettin Sami'nin ise dönemin en aydın yazarlarından bir tanesi olduğunu düşünüyorum.