İnsan ruhu; içinde birbiri üzerine inşa edilmiş birçok benliği barındıran karmaşık bir
yapıya sahiptir. Bir toplumda bulunan bireylerin kişilikleri ne kadar çeşitli ise, insanın ruhu da
o kadar çeşitlilikte benlere sahip olabilir. Karakter dediğimiz yapı ise bu sayede ortaya çıkar
ve bu yüzden hepimiz eşi benzeri olmayan canlılar haline geliriz. Baş karakter Harry ise
bütünlüğünü parçalayarak kişiliğini farklı ben’lere ayırmak ve bazılarını sıyırıp atmak ister.
Bu yolculuğu sırasında ise kendisini yeniden tanıma fırsatı bulur.
Başta bir bozkırkurdundan farksız olduğunu düşünür. Çağının insanının kendini beğenmiş
sığ entelektüelliğine, tamahkârlığına ve ikiyüzlülüğüne artık dayanamamanın da verdiği
bıkkınlıkla kendini içinde bulunduğu topluluğa ait olarak görmeyi bırakmıştır. Artık sıradan
insanlara ait kaygıları hissetmiyor, onların düşüncelerine ve yaşayış biçimlerine ayak
uyduramıyordur. Bir süre sonra onlarla düzgün bir iletişim bile kuramaz hale gelir çünkü
duygu ve düşünceleri Harry için hiçbir anlam ifade etmiyor, ilgisini uyandırmıyordur. Bu da
toplum tarafından dışlanmasına sebep olur. Ama Harry bu durumu bir sorun olarak görmez
çünkü zaten oraya ait değildir. Kendisi gibi; başkalarından bir fazla boyutla donatılmış,
iddialı, bu dünyadaki hava dışında soluyacakları başka bir havanın ve ayrı bir zamanın
özlemini çeken insanların bulunduğu bir yere aittir. Kiminin ‘Tanrının ülkesi ' kiminin de
‘Gerçeğin Ülkesi’ olarak adlandırdığı bu yerde büyük idealler uğruna can verenler, usta
yazarlar, ve insanlık için yüce örnekler oluşturan ermişler bulunmaktadır.
Bu durumda Harry için yaşamak pek bir anlam ifade etmiyordur. Ayrı bir zamanın
insanıdır ve vadesi dolana kadar yapacağı tek şey yaşananlara seyirci olmaktır. Peki neden
ölümden korkuyordur? İşte bu sorunun cevabı ise onun en büyük eksikliğidir. Ruhunda;
beğenmediği, eleştirdiği burjuvaziden bir parça taşıyordur. Yetiştirilme tarzı gereği yaşamı ,
ahlâk anlayışı ve davranışlarının temeli burjuvaya dayanıyordur ve içinde bir yerlerde onun
için yuva kavramını temsil ediyordur. Bu durumun farkında olan Harry ise kendini
ikiyüzlülükle suçluyordur. Ama asıl eksikliği bu benlikten kurtulamaması değildir. Harry
başından beri gerçeklerle yüzleşmekten kaçıyordur. Hayatı yaşamaktan kaçıyordur.
Bu gerçekleri fark etmesi Hermine sayesinde olur. Hermine Harry ile ilk karşılaştığı anda
onun gözlerinde yaşamın gerçeklerini ve nasıl bir şey olduğunu anlayan insanların çektiği
acıları görür ve ilerleyen zamanlarda fark eder ki ikisi aslında aynı kaderi yaşayan ama farklı
şeylerle sınanan insanlardır. Bu süreç içinde Hermine'in insanın içini okuyan, her şeyi bilen
hali ve kendinden emin tavırları Harry'i güvende hissettirir. Kendi iplerini başkasının ellerine
verme düşüncesi bile omuzlarındaki yükü hafifletir. Bunun yanında Hermine’in onu içine
soktuğu topluluk Harry'e bildiğinden çok farklı bir dünya ve o dünya ile birlikte kendisinin
yeni bir versiyonunu tanıma şansı verir.
Harry yolculuğu boyunca en sonunda ölüm korkusunu yenip ait olduğu ‘zamanın
dışındakiler’ kervanına katılacağını zanneder ama sonraları fark eder ki orayı kazanmak için
varlığının farkında olmak veya bu dünyaya ait olmamak yeterli değildir. Orayı kazanmak için
öncelikle bu dünyadaki sınavını başarı ile tamamlaması gereklidir. Yapması gereken şey ise
onu hayatta en çok zorlayan ve asla başaramadığı şeyi yapmak, bu dünyanın bir parçası
olmaktır.