Gönderi

Hz. İsa'ya şikayet
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2022 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2022 14:38
Süleyman Nazif Bey, Batı'nın İslam alemine karşı takındığı ikiyüzlü ve zalimane tavrı görerek Hristiyan Alemi'ni Hz. İsa'ya şikayet etmek maksadıyla bu mektubu kaleme almış. Aynı zamanda "Kafir Hakikat" diye bir başka yazısı da kitapta mevcut. Duyduğuma göre en iddialı metinleri bu ikisiymiş. Yazarımız 1869-1927 yılları arasında yaşamış. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, I. Cihan Harbi'ne şahitlik eden biri olarak kılıçtan keskin kalemini memleket müdafaasında kullanmış. Kendisi aynı zamanda Mehmet Akif'in en yakın dostuymuş. Mehmet Akif'in "Safahat"ini yayımladığı gazetede kendisi de yazıyormuş. İşte günlerden bir gün, canı öyle bir yanmış ki "Hz. İsa'ya Açık Mektup"unu yayınlamış. Mehmet Akif'in bir şiiri vardır, şöyle başlar: "Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun! “Yandık!” diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun! ..." diye devam eder. Enfes bir şiirdir, okudukça insanın tüylerini diken diken eder. Allah'a bir haykırış ve yakarıştır. Bu şiir şöyle biter: "Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhî? Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!" İşte tam da bu ayarda bir mektuptur bu. Bu şiir nasıl ki Mehmet Akif'in feryatlarıyla doluysa, bu mektup da alem-i İslam'ın sesini duyuran Süleyman Nazif Beyin haykırışlarıyla doludur. Ayrıca bu mektup o dönem büyük ses getirmiş, gazetelerde yayımlanmış ve Hristiyan gazeteler kendi bünyesinde çalışan yazarlarını savcılığa müracaat ettirmiş. Bizim millet de kendisine sert eleştirilerde bulunmuş... Tüm bunlar sebebiyle Hz. İsa'nın ağzından "Hz. İsa'nın Cevabı" adında bir mektup daha yazmıştır. (Gelen tepkiden dolayı yazdığını düşünüyorum çünkü okuduğunuzda öyle olduğunu hissedebiliyorsunuz.) Üstünde üstlük bir açıklama yazısı daha yazmak zorunda kalmış. Bu mektubun asıl yazılış sebebi dışında, görünen sebepleri (bardağı taşıran son damlalar) vardır: Asıl sebep, Haçlı Seferlerinden beri Avrupa'nın Müslümanlara karşı duyduğu bitmek tükenmek bilmez kini ve bu kinin yol açtığı zalimlikler ve zulümlerdir. Türk milleti tarihini bilse de Lale Devri'nden itibaren başlayan Batılılaşma hareketleriyle Osmanlı aydınlarının Batı hayranlığı oluşmuştu. Avrupa'yı gidip gören her Osmanlı aydını, oralardan hayranlıkla dönüyordu. Bilim ve tekniğe karşı gösterilen bu hayranlık, I. Cihan Harbi'nden ve tabii Mondros Mütarekesinden sonra anlaşmanın meşhur 7. maddesine istinaden yapılan işgallerden sonra bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı. Avrupa'yı sadece kitaplardan öğrenmiş olan halk, Türk milletinin yeryüzünden kazınması ve Türkiye'nin haritadan silinmesi için topyekun harekete geçmiş olan Avrupa devletlerinin gerçek yüzünü görmeye başlamıştı. Sözün özü; inanılmaz bir mektuptur. İnternetten de bulabilirsiniz. Ben daha önceden de okumuştum, kitabını sırf kütüphanemde bulunsun diye aldım. Yakın zamanda diğer kitaplarını da almayı düşünüyorum, Ötüken Yayınları çok güzel derlemiş yazılarını. Hem orijinal metinleriyle hem de sadeleştirilmiş metinleriyle. ... Melih Cevdet Anday - Telgrafhane youtu.be/jtr9hNmltCQ
Edebiyat
Hz. İsa'ya Açık MektupSüleyman Nazif · Büyüyenay Yayınevi · 201631 okunma
·
241 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Her kısmına katilmasam da zevkle okuduğum bir inceleme yazmışsınız. Sadece sormak istediğim Nazif beyin yazdığı o cümleleri neden insanlığın helakina sebep olabilecek kadar uygunsuz bulduğunuz. Ömrü savaşlarda geçmiş, kıyımın zulmün her türüne kendi insanı üzerinden şahit olmuş birinin kaleminden çıktığını düşünürsek gayet yerli yerinde bir sitem olmuş gibi görünüyor
Ayşegül
Gönderi Sahibi
İncelemeyi tekrar okudum, haklısınız çok fazla mübalağalı cümlelerim var, ben de bir katılamadım kendime. Ama bu mektubu okuduğum zamanı iyi hatırlıyorum. O dönem, gün içerisinde sürekli karşılaştığım insanların suratsızlığı, kabalığı ve saygısızlığından dolayı öfke doluydum ve derdimi babama yandığımda bu mektubu okumamı tavsiye etmişti. O öfke ile bu mektup okunduğunda da böyle deli dolu (biraz saçma) bir yazının ortaya çıkması çok normal. Bir de o dönem sokak ropörtajları çok yaygındı, bütün bu öfke üstüne sürekli bu videolara maruz kalmak da insanda akıl mantık bırakmıyordu. "Yine helak olmamışız" derken bizim milletin ıslahını düşünüp yanlış bir ibare kullanmışım. Bizim, dünya halkı olarak, hepimizin topluca bir ıslaha ihtiyacı var. "Böylesi bir dua nasıl olur da kabul olmaz" tarzı bir yaklaşımda bulunmaya çalışmışım. Yanlış anlaşılma için kusura bakmayın. Zaten yazıda da tamamen Süleyman Nazif taraftarı bir dil kullanmışım. :) Ama yine de şu noktaya değinmek isterim. Süleyman Nazif'in de Mehmet Akif'in de yazdıklarına empati ile yaklaşıp kendilerini anlasam da, onların yerinde olsaydım, Allah / peygamber makamına "sen" hitabıyla yaklaşıp yakarmam kendi özelimde kalırdı. (Yazmaya/yayınlamaya cüret edemezdim.) Bazı sorular, bazı cevaplar, bazı cümleler bu kadar halka açık şekilde sunulmalı mıdır bilemiyorum... Ama o dönem, böyle yazmak tam olarak yeri ve zamanıymış galiba. O yüzden bu cesarete karşı hayran kalmışım da 10 vermişim ya... Dikkatiniz, yorumunuz için ayrıca çok teşekkür ederim. :)