·155 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Nisan 2023 12:37 kitap üç bölümden oluşuyor. yazar ilk bölümde bizzat kendisinin yahudi toplama kamplarında ki deneyimini anlatıyor kitabı almamı sağlayan bu bölümdü çünkü toplama kampında yapılanlar veya polonyanın işgali sırasında olanları tarafsız üstelik yaşamış birinden okumak istedim ve aslında çok büyük anlam içeren bir bölümdü bu bölüm. yazar kampa getirilenler için üç evre olduğunu söylüyor kendi gözlemlerince. ilk evre şok evresidir. bu evre tutsağın aslında kampa gelmeden önce bile başlayabiliyormuş burda kendi gördüğünü anlatıyor yazar, ilk trenle getirilişlerini. ben trene binme sahnesini "piyanist"te izlemiştim ordaki adamda farkında değildi. bu kamptakilerin çoğu da çünkü aslında hala içlerinde bi umut var kendilerini neyin beklediğinden tamamen habersiz.. yapılanlar ve sonucunda olanlar tabiki malesef insani boyutu aşan şeylerdi.
ikinci evre kampa alışma evresidir. artık olanlar kısmende olsa kabul edilmiş ve her günün bir öncekinden daha kötü olmaya başladığı süreçtir. bu evrede tutsaklarda "umarsızlık (apati) yani duyguların körleşmesi yani kişinin artık hiçbir şey umurunda değilmiş gibi hissetmesi" görülür. yazar bu evrede çok iyi analizler yapmış bana göre.
üçüncü evre ise artık özgür bırakıldıkları evre. kitapta yıllarca süren esaretin sonunda yanında bir yoldaşıyla ilk defa çimenlere bastığında ki hissini söylüyor. yani artık acıya alışmış bir beden ve zihin var ortada hiçbir şey heyecan veya zevk vermiyor doğal olarak.ve bu evredeki örnekleri okurken artık özgür olmuş eski tutsağın suç potansiyelinden bahsediyor. örnekler hakkında çok detay vermek istemiyorum bizzat okuyup sindirince daha anlamlı oluyor.
Kitabın ikinci bölümünde "logoterepi"den bahsediyor. kitabın yazarı Victor E. Frankl aynı zamanda logoterapinin kurucususurda. logoterapi hakkında başka bir doktor arkadaşıyla konuştuğu sırada şöyle bir diyalog geçiyor aralarında;
"bana bir cümleyle logoterapinin ne olduğunu anlatabilir misiniz, ya da en azından psikanalizden farkını?
peki dedim ve devam ettim, ama ilk olarak siz bana psikanalizin özünü tek bir cümleyle anlatın. cevabı şu oldu;
psikanaliz sırasında danışan bir divana yatarak anlatması zor olan şeyleri anlatmalıdır.
bende hemen ardından şu açıklamayla cevap verdim: logoterapide danışan dik durmalı ama bazen duyması zor olan şeyler duymalıdır."
zaten bu bölümdede sonraki ek bölümde de özellikle yaşanmış somut örnekler verilmesiylede logoterapi kafamda belli bi yere oturdu. ve ne kadar önemli olduğu da.
üçüncü ve son bölüm kitaba sonradan dahil edilen bir bölümdür. birazda ikinci bölümün devamı gibi aslında birkaç teknikten yine örnekleriyle bahsetmiş.
genel olarak kitabın kafanızdaki soruların en azından bazısına hem cevap hem çözüm üreteceğini düşünüyorum. bu yüzden kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.