Gönderi

Puan vermedi·121 syf.··
Beğendi
·
2022 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2022 02:22
Sartre'ın varoluşçuluk hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için başvurabileceğiniz önemli bir eser. Sartre burada varoluşçuluğu kolay anlaşılır bir şekilde açıklamış ve çeşitli eleştirilere cevaplar vermiştir. Bunun yanı sıra kitapta çevirmen Asım Bezirci'nin varoluşçuluğun ne olduğu, kökeni, çeşitleri, Türkiye'de yankıları üzerine derlediği bilgileri de bulabilirsiniz. Ben de kitaptaki bilgileri kısaca aktarmak ve Sartre'ın varoluşçuluk anlayışını incelemek istedim. Antik Yunan’dan beri süregelen yaygın felsefe anlayışına göre varlıkların özleri onlar yaratılmadan evvel tanrı tarafından belirlenmiştir. Burada işaret edilen durum kader kavramıdır. İnsan belirlenmiş kaderiyle dünyaya gelir ve yaşar. Kaderinin dışına çıkmak varlığın elinde değildir ve özü ne ise öyle kalır. Bu düşünce dinlerden gelmektedir. Modern felsefe anlayışında bu fikir bazı filozoflarca kabul edilmeye devam etse de varoluşçu olarak anılan isimler tarafından reddedilmiştir. Varoluşçulara göre önce varoluş vardır. Daha sonra insanlar kendi özlerini kendileri belirler. Bu noktada eski düşüncenin daha bireyci daha özgürlükçü bir düşünceye evrildiğini söylemek mümkündür. Fakat bu düşüncenin birdenbire ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Fransız filozof ve ilahiyatçı Emmanuel Mounier’e göre varoluşçuluk Sokrates’e, stoacılara, St. Agustin ve St. Bernard’a kadar uzanmaktadır. Buna karşın varoluşçuluğun kurucusu olarak Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard kabul edilir. Søren Kierkegaard’dan sonra ise varoluşçuluk iki ayrı kola ayrılmıştır. Bu kollardan biri Kierkegaard’ın da içinde bulunduğu dinci varoluşçulardır. Bu başlık altında Karl Barth, Karl Jaspers, Max Scheler, Landsberg isimlerini saymak mümkündür. İkinci kol ise Friedrich Nietzsche, Marten Heidegger, Jean Paul Sartre’ın bulunduğu dinci olmayan, tanrıtanımaz varoluşçulardır. Kierkegaard dinci kısımda anılsa da her iki dala öncülük ve kaynaklık etmiştir. Varoluşçuluğa asıl önemini kazandıran isim Jean Paul Sartre’dir. Sartre’ın bu konudaki fikirleri geniş çapta kabul görmüştür. Fikirlerini Varlık ve Hiçlik kitabında toplamıştır. Daha sonraki yazılarında ve romanlarında da bu konuyu işlemeyi sürdürmüştür. Varoluşçuluğun temel fikri olan “varlık, özden önce gelir” önermesi Sartre’ın felsefe anlayışının da temelini oluşturur. Tanımını yapmanın neredeyse imkânsız olduğu bu anlayışı, özelliklerini tek tek ele alarak anlatabiliriz. Öncelikle yukarıdaki önermeyi anlamakla başlayalım. “Varlık, özden önce gelir” cümlesi bize önce var olma eyleminin gerçekleştiğini özün daha sonra oluştuğunu söyler. Bu özü de kişinin kendisi belirler. Başından geçenler onun özünün şekillenmesini sağlar. Burada önemli olan da insandır. İnsan kendini nasıl isterse öyle yapar ve nasıl yaparsa öyle olur. Bu durumda insan yaptıklarından ve belirlediği özden sorumludur. İnsan hem kendinden hem de başkalarından sorumludur. Kişi kendi özünü gerçekleştirirken diğer insanların nasıl olması gerektiğini de belirlemiş sayılır. Çünkü herkesin ideal insanı vardır. “Şöyle ya da böyle olmayı seçmek, bir bakıma, seçtiğimiz şeyin değerli olduğunu belirtmek demektir. Çünkü, hiçbir zaman kötüyü seçmeyiz. Hep iyiyi (iyi sandığımızı) seçeriz. Herkes için iyi olmayan şey, bizim için de iyi olamaz.” (s. 65) Her insan kendi özünü belirlerken yapmış olduğu seçimler beraberinde bireysel değer yargılarını getirir. Kendinden önce var olan değer yargılarını kabul etmek yerine kişi kendi değer yargılarını yaratmayı seçmiş olur. Varoluşçuların kendileriyle birlikte başka insanlardan da sorumlu olduğunu söylemiştik. İşte omuzlarına bindiğine inandıkları bu sorumluluk duygusu dolayısıyla bunaltı durumuyla karşı karşıya gelirler. Varoluşçuluğu anlatırken bunaltı ifadesinin kullanılması da bundan ileri gelmektedir. Fakat bu bunaltı var diye hiçbir şey yapmamayı seçmezler. Tersine bu sorumluluğu sahiplenip eylemlerini ölçülü şekilde yaparlar, bunaltıya rağmen. Bu bunaltıyı örtbas etmek için sorumluluk duygusundan kaçanlar vardır. Herkes benim yaptığımı yapmaz diyerek eylemlerinde sorumluluk kabul etmezler. Fakat bu bile bunaltılarına engel değildir. Sartre ve diğer tanrıtanımaz varoluşçulara göre tanrı olmadığı için insanların davranışlarını kısıtlayan bir durum söz konusu değildir. Bu bağlamda insanlar özgürdür. “însan özgür olmaya mahkûmdur.” (s. 52) der Sartre. Genel bir ahlak yoktur çünkü insanlar gördüklerini kendilerine göre yorumlarlar. Bu yüzden evrensel ahlakın, çeşitli işaretlerin olduğunu savunmazlar. Başlarından geçen her şeyi daha önce yaşadıkları durumlar deneyimledikleri hisler doğrultusunda yorumlarlar. Herkes aynı şeyleri yaşamadığı ve aynı şeyleri hissetmediği için yorumların çeşitliliği de kaçınılmaz olur. İşte böylesi bir durumda genel bir ahlakın olması düşünülemez.
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say · 19893,853 okunma
·
153 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.