“Aşk manipülatif olamaz, gerçek şefkate dayanmalıdır."
9/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2023 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2023 21:50
Mieko Kawakami Memeler ve Yumurtalar Yarwn Kadınlığı reddetmek isteyen bir kız ve kadınlığın yok oluşunu inkar etmek isteyen bir annenin hikayesi. Minimalist bir stili maksimalist bir uzunlukla geçerseniz ne elde edersiniz? Bu arada bu bir şaka değil; Mieko Kawakami'nin Türkçe'ye çevrilen ilk tam romanı Memeler ve Yumurtalar'ın oldukça yaklaştığını söylemek dışında gerçekten cevabı bilmiyorum. Mieko Kawakami'nin Memeler ve Yumurtaları ilk kez 2008'de yayınlandı, kitap Haruki Murakami tarafından "nefes kesici" diye nitelendirilirken aynı zamanda Tokyo'nun aşırı muhafazakar ve kendisi de bir yazar olan eski valisi Shintaro Ishihara tarafından "hoş olmayan ve tahammül edilemez" olarak nitelendiren eleştiriler aldı. . Acaba neye itiraz etti, tahammül edilemez dediği şey tam olarak neydi? Bir kadını kadın yapan şeyin ne olduğunu ve bir kadının varoluşunun güvencesizliğini sorgulamayı çok iyi başaran iddialı bir çalışma olan bu kitapta ‘hoş olmayan’ olarak gördüğü şey neydi? Onu bu kadar rahatsız eden kitapta erkeklerin korkunç olarak tasvir edilip ikincil karakterler olarak yazılması mıydı? Memeler ve Yumurtalar'da erkekler, genellikle kendi (kötü) seçimleri nedeniyle büyük ölçüde yoktur.Erkekler çocukları tarafından baba olarak özlenmiyor ve yine erkekler koca olarak da aranmıyor.Karısını ve kızını taciz eden erkekler, yine kadınları manipüle etmekten geri durmayan ve erkeksi açıklama eğilimlerini bir kenara bırakamayan “iyi niyetli” erkekleri örneklendirerek açık bir dürüstlükle, onların kadın düşmanlığını ustaca ortaya çıkaran bu kitap elbette sözde muhafazakar birine hoş gelecek değildi.Kim bilir belki de Ishihara'yı en çok rahatsız eden şey, sadece bir kadın dünyasının tasviriydi. Kadınların kendilerini erkeklerle ilişki kurmak yerine birey olarak yaşamlarını sürme mücadeleleri ataerkil toplumun yarattığı kalıplardan sıyrılmaları sessiz ve boyun eğen Japon kadınlarının geleneksel imajını etkili bir şekilde çürütmesi ona tahammül edilemez gelmiş olmalı.Asıl tahammül edilemez olan ise sizin ataerkil düzeniniz. Japonya, Temmuz 2022 WEF Cinsiyet Uçurumu Endeksi'nde 146 ülke arasında 116. sırada yer aldı. Japon kocalar, dünyadaki herhangi bir gelişmiş ülke arasında en az ev işini yapıyor. Japon bekar annelerin yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Kürtaj yasal ama babanın rızası gerekiyor. Bekar kadınlar evlat edinme hakkına sahip değil..Japonya kadın doğum derneğinin erkek başkanı, ertesi gün hapının reçetesiz satılmaması gerektiğini, çünkü kadınların bunu "gelişigüzel" kullanacağını söyledi.Devlet kimin çocuk sahibi olup kimin olmadığına karar vermek için orantısız miktarda güç kullanırken, yardımcı üreme teknolojisinin ne kadar ilerlediği göz önüne alındığında, ortaya koyduğu sorular özellikle bugünle ilgilidir. Kadınların bedensel özerkliğine ilişkin yasalar ve sınırları, anlatıcı Natsuko bir sperm donörüyle tek başına çocuk sahibi olmanın neden bu kadar zor olduğunu açıklıyor.Natsuko "Daha özgür bir ülkede farklı olurdu" diye belirtiyor. Sosyolojik açıklamalar genellikle iç gözlemden yoksundur. Kurgu, yazarlara yaşanmış deneyimlerini, değerlerini. inançlarını keşfetme ve onları yarattıkları bir evrene yerleştirme özgürlüğü verir. Bedensel özerklik, özellikle onlara karşı yığılmış ataerkil bir toplumda var olan işçi sınıfı kadınları için karmaşık bir konudur. Kadınların ne ve nasıl istedikleri, yüzyıllardır romanın temel saplantısı olmuştur. Bir çok yazar Japonya'dan postmodern toplumda kadınların rolünü açık sözlü, acımasız bir şekilde ve şimdiye kadar herhangi bir melodramatik yorumlamanın başarabileceğinden daha fazla kasvetli bir tonla tartışan, artan sayıda feminist roman ekledi..Ancak Kawakami, Memeler ve Yumurtalar'ın asla feminist bir roman olmasını istemediğini söyledi.O tüm bunları insan deneyimi hakkında yazmak istediği için yazdı .Bu yüzden kadınlar hakkında konuşmak doğaldı. Niyeti, derinlik ve hassasiyetle yaptığı üreme etiği hakkında yazmaktı. Feminist bilim, anneliği kadınların bakış açısıyla incelemeden önce, annelik hakkındaki ilk söylem, annelik içgüdüleri, biyolojik saatler ve dünyaya bir hayat getirerek "doğru seçimi" yapma ahlakı etrafında inşa edildi. Kawakami, üreme hakları söylemini, seçim yanlısı/yaşam yanlısı üzerine dar hegemonik tartışmadan kadınların haysiyetini ve biyolojik olarak temelleştirilmiş annelik içgüdüsünü sorunsallaştıracak şekilde genişletiyor ve romanında Japonya'da normdan kopan kadınların kullanabileceği alternatifleri ortaya koyuyor.. Kawakami'nin kitabı, kadınların deneyimlerinin bir antolojisi olarak okunursa tatmin edici.Kitapta bazı kısımlarda feminizm esintileri hissedilsede romanı tamamen feminizm üzerinden değerlendirmek doğru bir yaklaşım olmaz. Japonya'da ki kadınların durumu kitabın odak noktası olsa da, erkeklerden ve onların çocuk sahibi olma yeteneklerinden veya yetersizliklerinden farklı şekillerde bahsedilmesini ilginç buldum.Şaşırtıcı olmayan bir şekilde erkekler ve bütün aileler, toplumsal beklentilerle birlikte bir acı kaynağı olabilir.. Soru sadece kadın veya annenin ne olduğu değil, baba olmanın ne anlama gelebileceğidir. Kitapta lehçeler önemli bir rol oynuyor: Ana karakteri gibi Kawakami de Osaka'dan geliyor ve kitap orijinal Japonca yerine, yerel lehçe olan Osaka- lehçesiyle yazılmış. Yani evet, insanlar aynı dili konuşuyorlar ama biraz farklı bir versiyonuyla tıpkı kadınların kadın hayatının farklı versiyonlarını yaşaması gibi. Bizimkinden çok farklı olan diğer kültürler hakkında okumak her zaman ilginçtir. Tokyo'daki ortak hamamlardan büyülendim. Bana çağdışı gelen, başka bir döneme ait bir şey gibi ama yine de büyüleyici güzel olan da bu değil mi zaten, hepimiz çok farklıyız.Ama kadın kimliğimize döndüğümüzde hepimizin sorunları, arzuları,dilekleri, istekleri hep aynı. Memeler ve Yumurtalar Türkçeye ve diğer dillere erkekler tarafından tercüme edildi. Kitap hala etkileyici olsa da, bir kadın tarafından tercüme edilse ne kadar farklı olurdu diye düşünmeden edemiyor insan. İki bölüme ayrılan bu kitabın birinci kısmı 2008'de kısa roman olarak yayınlandığında; Akutagawa Ödülü'nü kazandı. 2019’da roman tam uzunlukta Natsu Monogatari(夏物語) olarak yeniden yayınlandı. Memeler ve yumurtalar’da üç kadın, bedenin ve benliğin doğasıyla boğuşuyor Bir kadını tam olarak neyin kadın yaptığını sorgulayarak feminizm ve kadınlığın doğasını en derinden araştırıyor. Kitap aynı zamanda arzu üzerine bir meditasyon, kadınların bedenleri üzerinde aracı olma özlemi. Beni, bir birey olarak sevdiğim insanlara ne borçlu olduğum konusunda daha derine inmeye ve iç gözlem yapmaya zorladı. Natsuko'nun yolculuğu, bekar olsun ya da olmasın birçok kadının başarılı bir şekilde çocuk sahibi olmakta karşılaştığı zorlukları ortaya koyuyor. Pek çok kadın için çocuk sahibi olma sorunu, kendi kimliklerine bir hakarettir. Ne de olsa, yüzyıllar boyunca ataerkil, kadın düşmanı toplumlarda, bir kadının doğurma yeteneği sadece kadınlığın bir işareti değil, aynı zamanda kadınlığın tanımının ta kendisiydi. Kitabın ilk yarısı Meiko’nun on iki yaşındaki kızıyla birlikte kitabın her iki bölümünü de anlatan küçük kız kardeşi Natsuko'nun yanına göğüslerine silikon yaptırmak için gitmesiyle geçiyor.. Meiko göğüslerini büyütmeyi düşünüyor çünkü bir işçi sınıfı barında hostes olarak yaptığı iş onun çekici olmasını gerektiriyor ve standartlara daha iyi uyan genç kadınlar tarafından alt edildiğini hissediyor. Tavi Gevinson , geçenlerde tam da bu konu hakkında bir makalesinde " Güzellik sermayedir " diye yazmıştı " ve yalnızca diğerlerinin dışlanmasına dayalı olarak değer kazanır ".Naomi Wolf “Erkek kültüründe kadınlar yalnızca 'güzeldir " diye yazar “böylece kültür erkek olarak kalabilir." Kadınları kontrol etmenin en etkili yolu, kadınları kendilerini kontrol etmeye ikna etmektir.Kontrol biçimi her zaman sindirme ve şiddet yoluyla empoze edilmez, ancak sıklıkla güzellik standartları gibi baskıcı sosyal normların normalleştirilmesi yoluyla gizlice uygulanır. Güzellik standartlarına uymak, özellikle evliliğin gerekli görüldüğü ve avantajlı bir düzenleme bulmanın çok önemli olduğu durumlarda, toplumda bir değer sistemi haline gelir. Güzel olduğunda herkes sana bakar ve dokunmak ister.Çünkü güzellik değer demektir. Bu standartlara uymak sadece sosyal açıdan avantaj sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çalışma hayatı için de çoğu zaman bir gereklilik haline gelir. Ve ne yazık ki toplumun kadın çekiciliği ölçüsü hâlâ erkeklerin bakış açısına göre belirleniyor. Kawakami, The Guardian ile yakın zamanda yaptığı bir röportajda , kadınların iş yerinde yüksek topuklu ayakkabı giymesini zorunlu kılan bir yasa ve kadınların üzerindeki orantısız yük gibi güzellik standartlarının uygulanmasına yönelik tepkilere atıfta bulunarak, " Kadınlar artık susmaktan memnun değiller”diye anlatıyor. Japonya'daki şirketler, erkek çalışanların uymak zorunda olmadığı gerekli saç modeli standartlarının yanı sıra, ' soğuk ve kadınsı olmayan ' göründükleri iddiasıyla kadınların işyerinde gözlük takmasını yasakladı.Çünkü çalışma kültürünün çoğu baskıcı veya insanlıktan çıkarıcı bir duyguyla yönetiliyor.Romanda vücudunuzun ataerkil toplum tarafından kontrol edildiğine dair bu düşünce çizgisi derinlere iniyor ve 12 yaşındaki Midoriko bile - tüm hikayesi yürek burkan ve o çok sevimli bir karakter - vücuduna en çok kendisi için değil de üreme üzerinden değer verildiğinin farkında. Kawakami gerçekten kitapta paralellikler yaratma konusunda uzmandır ve bunlardan biri, Midoriko'nun yumurtalarıyla ilgili yazdığı günlüğün 2. Kısım'da Natsuko için büyük bir tema haline gelmesidir..Kitabın ikinci yarısında Natsuko 8 yıl sonra yazdığı kısa öykü koleksiyonunun büyük başarısının ardından artık bir yazardır.Hâlâ bekar olan ve ilişki arzusu olmayan seksten zevk alamayacağını kabul eden Natsuko, çocuk sahibi olmak için meni donörü seçeneklerini araştırıyor. Japonya'da bekar kadınların prosedüre girmesine izin verilmediğinden ve suni döllenme yaptırmak için ülkeyi terk etmesi pek olası olmadığından, seçenekleri özel bağışçılarla sınırlıdır. Ama yine de, tüm yaşadıkları ve onu çevreleyen insanlar tarafından yıpratılıyor. Natsuko romanın çoğunu düşünerek ve dolaşarak geçirirken, etrafındaki karakterler kendinden emin, azimli ve çekingen değildir. Bir annenin fedakarlıklarından, biyolojik olmayan bir babanın nezaketine, bekar bir annenin "benden nefret etmeye başlaması çok uzun sürmeyecek" hissine kadar fikir ve deneyimlerini sunuyorlar. En güçlü sahnelerden biri şüphesiz, Natsuko'nun bekar bir anne olarak çocuk sahibi olma arzusuna başkalarının direnişinden geliyor Örneğin, editörü Sengawa ona tek başına çocuk sahibi olmanın maddi açıdan üstesinden gelemeyeceğini ve bir yazar olarak yeteneklerinin çarçur olup gideceğini söyler.. Bu fikrin doğruluğuna karşı en büyük argümanı bir sperm bağışı çocuğu olan aynı zamanda üvey babası tarafından şiddetli ve defalarca tecavüze uğrayan Yuriko sunuyor.. Yuriko, hayatın acı olduğuna ve bu dünyaya çocuk getirmenin etik olmadığına inanıyor. Natsuko'ya 'Bunu kimse yapmasın ' diyor.Ona eylemin kendisinden ayrı bir hayat yarattığını hatırlatıyor ve Yuriko'nun tüm yaşamı boyunca sahip olduğu tek şeyin saf acı ve ömür boyu ıstıraptan başka bir şey olmadığını potansiyel olarak yalnızca kendi isteği dışında dünyaya getirilmiş bir çocuğun özerkliğini sorgulartır. Natsuko, ailesinin bile hatırlayıp hatırlamadığını merak ederek, ortalıkta olmayan babası üzerine kafa yorar. Başka bir karakter, babasının onu büyüten adam değil, isimsiz bir sperm donörü olduğunu öğrenir; annesi ona bu gerçeğin neden önemli olduğunu sorar. İnsanlar hem birbirlerini hem de genç Midoriko'nun büyüdükçe deneyimlediği gibi kendileri tarafından bilinmez olabilir. Böyle bir belirsizlikle karşı karşıya kaldığımızda ne yapabiliriz? Kawakami, Wasafiri Magazine için Hitomi Yoshio ile yaptığı bir röportajda, yaşam ve ölüme felsefi yaklaşımını, şu şekilde dile getirmişti; çocukken kendini 'doğum günün kutlu olsun' şarkısını söylemeye asla ikna edemediğini çünkü, " Ölüme bir yıl daha yaklaştığımız, sevdiklerimizle vedalaştığımız doğum günlerini kutlama fikrini bir türlü kabul eder bulamadığı” şeklinde ifade etmişti. Kawakami özellikle doğumdan ölüme giden yol hakkındaki bu felsefi düşünceyi Memeler ve Yumurtalara da yansıtmış.Onun bu bakış açısı en agresif ve canlı bir şekilde, neredeyse felsefi bir olay örgüsü aracı olarak var olan ve doğum yapmanın affedilemeyecek kadar acımasız bir eylem olduğu fikrine takıntılı bir karakter olan Yuriko'nun sözlerinde görmek mümkün. Yuriko'nun felsefesi, gerçek dünya filozofu David Benetar'ınkine benziyor.Her ikiside Hayat çok zor ve acı verici olduğu için çocuklarımızı bu süreci kendi başlarına yaşamaya zorlamamamız gerektiğine inanan bir doğum karşıtı. Bununla birlikte, her karakter o kadar da doğrudan felsefi değildir; çoğu karakter için olay örgüsünü yönlendiren, onların eylemleri sözlerinin ve davranışlarının Natsuko'yu etkileme şeklidir. Hem Rika hem de Aizawa, Natsuko'ya doğum yapma, çocuk yetiştirme, kurgu yazma ve basitçe hayatın ve zamanın geçişine nasıl baktığı konusundaki yaklaşımını yeniden düşünmesi, yeniden gözden geçirmesi için ilham verip teşvik ediyorlar. Natsuko’nun seçimleri kaçınılmaz olarak değer verdiği kişilerden etkilense de, kendi yolunu izlemeyi ve kendi anlamını bulmayı seçen biri. Bir erkek olan ilk editörünün asla büyük bir yazar olmayacağı konusunda ısrar etmesi ve bu yüzden onunla çalışmayı bırakması ve sonunda Natsuko’nun çok satan bir kitap yayınlayıp bunu başararak editörünü yanıltması..Bu, Natsuko'nun Osaka'dan yoksul, işçi sınıfından bekar bir annenin çocuğu olduğu için sosyal olarak oldukça asi bir tarafı olduğunu gösteren önemli bir karakterizasyondur. Karakteri gibi Kawakami de Osaka'lıdır ve ailesini desteklemek için fabrikalarda ve barlarda çalışmak için yaşı hakkında yalan söyleyerek büyümüştür.Kitap sık sık Natsuko’nun istismarcı bir babadan kaçan ve ardından annesinin erken ölümünden sonra büyükannesi tarafından büyütülen çocukluğuna dönüyor. Aşırı yoksulluk üzerine düşünceler çoktur, ancak hatıralar nihayetinde aşk üzerine odaklanır.Kitabın sonlarına doğru, büyüdüğü daireyi ziyaret eder ve o andaki katışıksız acı-tatlı duygu, yüzlerce kitabın başaramadığı şeyi birkaç sayfada yapıyor. Natsuko, bebek istemesinin nedenini acil tanışma ve tanıma ihtiyacı olarak açıklamıştı..Bir aileye sahip olmanın, bir kan bağını sürdürmenin veya sevdiğiniz biriyle yepyeni bir insan yaratmanın nasıl olacağını daima merak eder..Natsuko için tüm bunlar, üzerinde çalıştığı, araştırma batağına saplanan ve kendi hevessizliğiyle engellenen roman yazmaktan çok daha büyüleyici bir yaratma eylemi. Ancak bu küçücük yabancıyla tanışma özlemi, başka bir yabancının gerekliliğiyle çelişir: ‘ sperm donörü’’Çocuğuna da yabancı olacak bir adam. Bu bizi altta yatan başka bir soruya götürüyor: İnsanlar en başta birbirlerini gerçekten ne kadar iyi tanıyabilirler? Bazı karakterler, bilinmeyen bir kişiden çocuk sahibi olmak fikrini düşünülemez gördüğü için sperm bağışına karşı çıkıyor; yine bazı karakterler evli çiftlerin bile birbirlerini gerçekten ne kadar iyi anladığından şüphe ediyor. Roman, insanların ne kadar kolay bilinmez hale gelebileceğini gösteren değişimler, şaşırtıcı tepkiler, beklenmedik fikirler, saklanan ve ortaya çıkan sırlarla doludur. "Ne istiyorsun?" sorusu bu kitabı okumuş biri olarak kulağa en acı sorulardan biri olarak geliyor.Bu soruyu dürüstçe cevaplamak, sizi kendi arzunuzla ve isteğinizin olmama korkusuyla yüzleşmek olduğu bilinciyle baş başa bırakıyor. Bizim toplumumuzda unutmanın umut işlevi gören bir yönü vardır. Umudu düşüncenin askıya alınmasından koparmalı ve bağımsız olarak var olmasını sağlamalıyız.Unutmayla başa çıkmanın tek yolu, düşünmeye ve eyleme devam etmektir. Kawakami'nin karakterleri bu felsefeyi yaşıyor. Unutmak yerine iyileştirmeye çalışarak anlamak, kabul etmek ve devam etmek istiyorlar. Memeler değişir. Yumurtalar çatlar ve kırılır ama aynı zamanda yumurtadan da çıkarlar. İçinde her zaman ne olduğunu bilemeyiz. Bazıları öğrenmenin tek bir yolu olduğunu söyleyebilir, ancak bu kitap hayır, birçok yol var şeklinde yanıt verecektir. Natsuko harekete geçmeli; en kötüsünü düşünmek, en iyisini ummak ve her iki şekilde de devam etmek.Nihayetinde Natsuko tüm korkuları reddeder ve roman iyimser bir notla sona erer ve Kawakami'nin karamsar kahramanı nihayet - her anlamda - yeni bir hayatı kucaklar..Ama ben Yuriko ile aynı görüşlere sahip olduğum için bunun benim açımdan harika bir son olduğunu söyleyemeyeceğim Son değerlendirme olarak Memeler ve Yumurtalar'ın belki de en büyük tematik gücü: kadınlık ve anneliğe bakış açılarıydı.Birinci kısım serseri, kızgın bir kurt ulumasıyla, ataerkil standartları güzellik ve kadınlık kısıtlamalarına içgüdüsel olarak öfkeli bir ses olarak biçim bulurken; İkinci kısım ise kadınlığın gücü hakkında daha yavaş, daha sakin, katmanlı bir konuşma; konu bir çocuğu taşımak, doğurmak ve büyütmek olduğunda bize birden fazla duruş, fikir ve görüş olarak biçimleniyor. Bir kadın, bir feminist, bir anne olmak, mutlu, memnun ve tatmin olmuş hissetmek amacıyla, işleri kendi bildiğin gibi, dizginlemeden yapmak demektir. Güzellik standartlarının ve erkek bakış açısının hayatımın çoğunu belirlemediği kendi ayrıcalıklarımı ve fikirlerime değer verilip verilmediğini daima hatırlıyorum-hatırlayacağım.Dünyadaki mutlulukları ve değerleri elde etmek için ataerkiye karşı mücadele eden işçi sınıfı kadınlarının sesi edebiyatta en çok ihtiyaç duyulan temalardan biri dilerim bu gururlu sesi duyuracak cesur kadın yazarlarımız daima varolur. Neyin normal olduğuna kim karar verecek? Toplumsal beklentilerle karşı karşıya kaldığında bireysel mutluluk nedir? Kimin ebeveyn olma hakkı var?Anne olmak ne demektir? Bu dünyaya bir can getirmeye kimin hakkı var? Annelik bencilce bir davranış mıdır ve eğer öyleyse bencil olmak yanlış mıdır? Bir çocuk doğduğunda ne hisseder? Vücudum yeterince iyi mi? Yeterince iyi miyim? İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor? Nasıl bir anne olacağım? Anneme mi dönüşüyorum? Kitap ne bireylerin seçimleri hakkında yargıda bulundu ne de ortaya koyduğu bu zor sorulara herhangi bir çözüm sundu.Bununla birlikte, sizi hayat, kimlik, aşk, akrabalık ve ölümle ilgili karmaşık sorularla karşı karşıya getirdi tüm bunların cevapları biz kadın okuyuculara kaldı.Seçimlerimiz ve cevaplarımız ne olursa olsun feminizm özünde kadınların da erkekler kadar değerli olduğunu kanıtlama mücadelesi konuşmanın-konuşmalarımızın burada bitmediğini ve bitmemesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Kawakami, okuyucuları olarak hepimizin yüzüne bakıyor ve yolculuğumuz ne olursa olsun, bunun değerli bir yolculuk olduğunu vaat ediyor. Sırf bunun için bile romanı okunmaya değer. Bir kadın olarak, mücadelelerimdeki zorlukları ve toplumdaki yapısal adaletsizlikleri cesur bir şekilde ortaya koyan ve Yuriko gibi bir karakterin acılarını kalbimde hissettiren yazara teşekkürü bir borç bilirim Gelecekteki kızıma... Hoşçakal... Seni hiç doğurmamış bu anneye hayatının geri kalanında teşekkür et;)
1000k
Memeler ve YumurtalarMieko Kawakami · Doğan Kitap · 2023402 okunma
··
1.305 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Öylesi yoğun, dolu dolu bir yazıydı ki.. Yer yer öfkelendim, kızdım, kırıldım.. Şu güzellik. Güzelliğin mana olarak sadece kadına ait olması fakat bunun ısrarla diğer tarafın beklentisi zannına kapılması. Daha öteyi sorgulatıyor bu durum. Kadına değer vermek mi kadın’ın kendini bir diğerini yok saymadan değerli kılması mı.. Bu konuda hem fikir değilim. Çünkü çoğu zaman senin gözyaşın öteki hemcinsin sebebiyle oluyor. Çocuk mevzuu iken. Evlilik denen o şey ne ki asırlardır akdin önemi vurgulanır mâkûl toplumlarca.. Böyle olunca kavak yelleri, boşluğuna yer yokken hayatta bunun ihtiyaç olduğunu düşünmesi de yine ayrıca garip. Okumadım bu kitabı. Yazdıkların ile bildiğim kadar. Okumak isterim. İncelemen soluksuz bırakıyor. Yoruluyorum, nefesim yetmiyor bazen. Vazgeçmiyor, okunmaya değer olduğuna inanıyorum. Teşekkürler.
Lavinia K.T
Gönderi Sahibi
Ben de teşekkür ederim yıl bitmeden bu kitabı mutlaka okumalısınız.🤗😊Ondan sonra üzerine konuşalım🫠
“Ama kadın kimliğimize döndüğümüzde hepimizin sorunları, arzuları, dilekleri, istekleri hep aynı" Enfes bir inceleme! Kitabı henüz bitirmediğim için çok yorum yapamıyorum ama her satırı masaya ayrı ayrı yatırılıp üzerine saatlerce konuşulabilecek derin soruları içinde barındıran bir inceleme. Emeğine sağlık! Özellikle bu ülkede herkes japon güzellemesi yapıyor, Japonya'nın çok katı ataerkil toplum yapısını bilmiyormuş gibi... İncelemeyi okuduğumda önceki bildiklerime de dayanarak japon kadınlara çok sempati duydum. Böyle bir toplum düzeninde onların mücadelesi de en az bizim mücadelemiz kadar zorlu. Yine de pes etmeyeceğimize inancım tam. Kadın olarak hepimizin derdi aynı! Ne mutlu ki bizim dilimizden anlayan böylesi kadın yazarlar var. Ve şükür ki baskıya boyun eğip susmuyorlar. Yuriko ile henüz tanışmadım ama şimdiden onu kendime yakın gördüm!!! Sonuna kadar doğum karşıtı olmaya devam... Biliyorum henüz tanışmadığımız bir sürü Yuriko var yeryüzünde. Aynı düşüncede buluşmak dileğiyle... Bir gün kadın olmanın güçlüklerini ve değerlerini anlayan ve bunu sindirerek kabul eden toplumlar filizlenecek yeryüzünde. Umut etmeye devam edelim. 🌸🍀
Lavinia K.T
Gönderi Sahibi
Ahh güzel yorumun ve düşünce kardeşliğin için teşekkür ediyorum Hyeya’m🤍🌻Japon erkekleri de ne yazık ki Türk erkeklerinden hallice çıktı..Üstelik Türkler harika bir aile babası olma potansiyeline sahipler onlarda bu da yok😀Pes etmeyelim eminim dünyada milyonlarca Yuriko var ve bu dünyayı güzel bir yer kılmaya yeterde artar bile☺️Yurikoları var eden onların sesi olan yazarların satırlarında buluşmaya devam edelim.🙏Keyifli okumalar🤍