·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mayıs 2023 17:57 Bu kitap hakkında ne yazılır, ne söylenir bilmiyorum. Çok kısa olabilir, çok da uzatabilirim. Eğer şu an bir şeyler yazmaya çalışıyorsam bu henüz taze okumuşken, hissettiğim duyguları kaydetme arzumdan kaynaklı. Gerçekten, herhalde yazma konusunda hiç bu kadar acemi hissetmemişimdir. En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın, kalemimi elimden düşüren bir kitap oldu.
Yazar, 2007 senesinin ocak ayında, çok önemli bir olayın arifesinde bir araya getiriyor Deryadil ailesini. Evin annesi Edibe’nin tek kızı Koza, 27 senenin ardından İstanbul’a dönmüş, onun şerefine donatıyor sofrayı Edibe. Şarkılarla doğmuş, şarkılarla büyümüş, hayatı şarkılardan öğrenmiş, bir bardak gibi ince belli, balerin Edibe. Yüzündeki lekelere, üstüne çöken yıllara rağmen genç bir kız gibi güzel, genç kızlığın ruhla olduğunun da farkında olan Edibe. Âşık olmuş, anne olmuş, aşkla anne olmuş Edibe.
Kızının eve dönüşünü gözyaşlarıyla, çocuklarıyla, torunlarıyla ve zeytinyağlı kerevizle donattığı sofrasıyla kutluyor. Ağlıyor bazen, en küçük oğlu Hicaz’a olduğu gibi anne olamamış Kozasına, Korkmazına, Yılmazına…
“Hepsini Hicaz etmek isterdim. Ama onlar çoktan Korkmaz, Koza ve Yılmaz olmuşlardı.”
Eğer başrol kimdi derseniz, Edibe’ydi. Bana en çok dokunan hikayeler arasında ilk üçe bile girmez oysa onun hikayesi. Büyüleyici bir kadın, büyüleyiciliği güzelliğiyle ve anneliğiyle hayatına dokunduğu çocuklarının ve torunlarının hikayelerinde gizli. Ama o hikayeyi en çok Haziran’a anlatmış. Anasız kalmış, Edibe’nin evladı olmuş Haziran’a. Hicaz’ın kızı Haziran’a.
Haziran tamamen başka, daha önce hiçbir kitapta okumadığım bir karakterdi. Sayfalarda ışıldıyordu ismi. Gencecik, aşkı ilk defa öğrenen bir kız. Her zaman uçlarda yaşıyor, o uçlardan düşecek diye korkuyor Edibe. Yaşasın istiyor.
Öfkeli Haziran, “kökten” adamlara. “Kökten” babalara. Kökten adamlar korkutucudur öyle değil mi? Haziran’ı aşkından ayıran da aşkının babası, tıpkı onun amcasına benzeyen babası. Bu yüzden kızgın Haziran amcasına. Farklılıklarını anlatmak istiyor farklılıktan nefret eden bu adama. Anlatıyor da, içinden bile olsa.
Bir de Kor var bana çok dokunan. Korkmaz’ın, Haziran’ın öfke duyduğu amcasının küçük oğlu. Anarşist Edibe’den doğma köktenmilliyetçi Korkmaz’ın ve onun yobaz kurallarının oğlu. Sıkışıp kalmış Kor. Kardeşini kurtarmak isteyen Kor, oysa kendini kurtaramıyor daha. Okurken en ağlayacak olduğum yerler Kor’a ait satırlardı. Tabii, kitabın son sayfaları hariç.
Koza karakterine geleceksem, onun hikayesi apayrı bir roman olabilirmiş aslında. Hakkında ufacık satırlarla kocaman şeyler anlatıyor bize yazar. Devrimci, lezbiyen, mücadeleci, aykırı Koza... Hayatı boyunca mücadele etmiş, mücadeleyi de aşkını da kaybetmiş. Ve hikayenin sonunda onun devrimci ruhu yine kaybediyor. Kötülük kazandıkça devrim kaybediyor. Devrim kaybettikçe Korkmaz kazanıyor.
Ben kitabın açıklamasını hiç okumadan başladığımdan olsa gerek, sonunda büyük bir olay olacağını hiç bilmiyordum. Bu yüzden 2007 ocağının o günü benim için beş ocak olabilirdi; altı, yedi, sekiz ocak… Takvimin her bir günü olağandı. Fakat on dokuzun bir öncesini beklemiyordum. Bekleyemezdim. Hikaye boyunca Türkiye’nin en acı eksilişlerinden birine saatleri saydığımızı tahmin edemedim ve ne yalan söyleyeyim, etmek de istemezdim. Tüylerim diken diken olmazdı bilseydim. Böyle güzeldi, böyle yerli yerinde oldu her şey. En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın ve ben böyle iyi anlaştık.
Uzun zamandır beni en çok etkileyen eserin 89’lu bir yazarın kaleminden çıkmış olması ayrı güzel. Can Gürses’i okumayı uzun zamandır arzuluyordum, ilk kitabıyla başladım ve eminim devamını getireceğim.
Çok kısa da olabilir, çok uzun da demiştim yazmaya başlarken. Sanırım çok uzun oldu, varsın uzun olsun. Cümlelerim güzel mi yeterince bilmiyorum. Elimden geldiğince anlatmak istedim hissettiklerimi ama eminim eksiğimdir. Olabildiğince oldu işte. Çok da düşünmemek gerek, değil mi?
—