Yarım kaldım.
Ah Martin Eden. Hangisine yanayım. Senin de yarım kalmışlığına mı, yaşanmamışlara mı, yaşanamayacaklara mı! Hani diyorum ki otobiyografik olmasaydı belki daha az acırdı canım şimdi. Kurgu da diyemiyorum ki kandırabileyim kendimi. Bir insan, bir adamın ruhuna dokunamazdı bu kadar şey. Gözlerim dolu dolu yazıyorum. Uzun zamandır bir inceleme de yapmamıştım. Uzun zaman sonra bana duygularımı ifade ettirecek bir kitap oldu senin yaşamın. Ah yoksulluk. Bu hislerle komünist olunur tam şu an, etimle kemiğimle nefret ettim yine bu çağdan. Neden bir imtihansa her şey şartlar eşit olmaz ki. Ölümlüyüz bir bir. Bu kadar acı sığmaz tek vücuda. Sırtlamış hepsini, sorulsa bir an bile tereddüt etmez tüm yükünü yığardı, yükü taşı diyenin boynuna. Bu sahteliğin farkındaydın. Fakat aşk seni ölümsüz kılmıştı bundandı bu kadar hevesin. Sevdiğin kız için girdiğin o savaş.. Sonra kendi kendine keşfettiklerin. Kimlere bilmeden ne anlamlar yüklüyoruz farkında olmadan. Bazen de bile isteye. Hangi tabakadan olursa olsun insan, bakış açısı kazanmak için okumak gerekiyor. Sevdiği kız ona yardımcı oldu önce, konuşma diliyle başladı düzeltmeye. Daha en baştan yenik başlatmıştı hayata. Çevresiyle, yoksul ailesiyle. Belki başka şartlarda daha farklı olacaktı. Farklı bir çağda, belki yine aynı çağda fakat farklı bir kişinin yerinde. O zaman da Martin Eden, Martin Eden olmayacaktı. Gel gelelim bu beni yıkan kitaba yine
Sonuna, sevdiği kız tarafından eksikliği hissettirildiği 'kişisel gelişimi' konusunda başarılı oluyor olmasına da bu defa sevdiğini kaybettiği, güvensizliği yaşadığı ve hayal kırıklığına uğradığı için alt üst oluyor yaşamı. Ne paranın önemi kaldı kazandığı, ne ezberlediği kelimelerin okuduğun onca kitabın, ne canının. Yaşadığın, yarım kalmışlığı yaşayan biri olarak daha çok dokundu bana hayatın. Özellikle #51628339 bu inceleme. Hayatı hakkında değindikleri. Sen kolay kolay anlaşılmazsın her yürekte, seni anladım. Ama en çok da ne dokundu biliyor musunuz arkadaşlarım? JACK LONDON un daha küçük yaşta tekne alma hevesi. Sonra biriktirdiği bu parayı ihtiyaçlardan dolayı annesine vermesi.. Denize olan ilgisi, sevgisi. Bunalıma girip kendini alkole verip denize düşmesi, karşılığında akıntının 'dur, daha ölmek için zamanın var' cevabı. Kitapta ise yaşamı suların altındaki o karanlıkta son buluyor. Bu hangi yüreğe dokunmaz. Yaşam savaşı içerisinde daima. Böyle sistemin canı cehenneme
Aşk her şey arkadaşlar
Hiç etmeyin
Güvenin
Güzel sevin
kimseyi toprağa kendi ellerinizle koymayın
ölmüş biri olarak benim de sizlere tavsiyemdir
Köylünün biri eşsiz doğasını koyununu keçisini bırakıp şehire gelmiş. Başlamış çalışmaya. Öyle, öyle çelimsizmiş ki uzaktan bakınca yaşını dahi ayırt etmek zormuş. Kılık kıyafeti desen rüküşlükte bi biçim. Korkudan çevresinde onun hakkında pis pis düşüncelerde olan insanların elinde kukla olmuş. Kuracağı cümleleri dahi hep çevresindeki pis insanlar tarafından seçiyormuş. Hor görülmüş, hakkında kin nefret beslemişler. Atasına karşı düşman diye arkasından konuşmuşlar. Bu kıza dikkat et demişler. İffetinden şüphe etmişler. Köylü kızın itibarını bu şekilde yerle bir etmişler. Ama en yakınından da ayrılmamış riyakar şehirliler. Yalnızlıktan hep. Bu riyakarlar da tamamen şehirli değilmiş zaten. Şehirli insan daha bi farklı olur demişler. Şehirli insan bir insanın arkasından kalleşçe vurup yüzüne gülmez demişler. O yüzden hakkında kötü düşüncelerde olan yalnız kalmış, ordan oraya sürülmüş. Yıllarca bekar kalıp 35li yaşlarda kendi gibi henüz evlenememiş biri bulup muradına ermiş. E biz çıkalım kerevetine.
O köylü kıza mı ne oldu dersiniz, o da buldu birini tabi. İlim bilmez irfan bilmez. Tek göz odada yaşam mücadelesi vermekten zor ne var. Merhamet edilmiş kendisine. Yemeklerini sözde sevdiklerini onunla paylaşmış. Evlerine yemeğe davet etmişler. Hep o gün de karnını doyurmak için yapmışlar ne yapmışlarsa. Kendisinden nefret etseler bile hemde.
Kendini tek göz odadan kurtarıp evlenmeye karar vermiş yine kendi gibi taşradan biriyle. Köylü kızla evlenen bu beyin tek göz odadan kurtulmak için maaşına aldırış etmeden, nasıl geçinir nasıl yaparız demeden kabul etmiş onu. Köylü kızlar için evlilik bir insanın en büyük başarısıdır. Çünkü bir vizyonu yoktur. Bu kelimenin anlamını dahi bilmez. Hayatında tek biri tarafından sevildiğini hissetmiş, duyurmuş herkese bu taşralı hanım kız. Oysa insanlar onun adına çevresindekiler gibi haset beslemek yerine, tek göz odadan kurtuldu diye mutlu olmuşlar. Evinin olmaması, her gün ne yiyeceğini sürekli düşünmek öyle kolay mı? Gurbette her şeyden uzakta. Köyünden, ailesinden. Evlilikle birlikte artık belki kira da olsa bir evi olur. Gerçek bir ev. Tek göz odadan böylelikle kurtulur. Biz sevinmeyelim de kim sevinsin ve yine
Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine..