·552 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2023 00:00 Henüz bitirdim kitabı. Ama kitabın sonu ile ben de bittim. Bu nasıl güzel başlayıp, çile ile devam eden ve ardından büyük imtihanların cenderesinde kavrulurcasına bitap düşse de tevekkülü elden bıraktırmayan bir imandır! Kendimi hayranlıktan, hüsranlıktan alamadım..
Tabi kitabı eleştirdiğim hususlarda var muhakkak. Öncelikle iman hakikatlerinden haberdar olmayan, Müslüman kıyafetinden habersiz olan kimselere yazarın hitap dili(!) yer yer hoşuma gitmedi. Hele ki şimdi böylesine bir hitabet bu şekil ve surette hayat süren, nefsine mani olamasa dahi dinine bağlı olmaya gayret sarf eden, imanın ziyasını bir nebze de olsa kalbinde taşıyor olan kesime ağır gel(ebil)ir. Zira eskiden kişiler hakikaten İslam'ı hür iradeleriyle seçerek yaşıyor ve bu zorluklara bu iman sayesinde göğüs geriyorken, şimdiki Müslüman(cıklar) bu imandan ziyade kendisine yakıştığı şekilde giyinmesi ile meşhurlar. Yani hangi kapanma şekli hakikaten İslam'a ait! Bunu sorgulatıyorlar insana. Sokakta başı açık olan hanımın kıyafeti, başı kapalı olan hanımınkinden zaman zaman daha mazbut ve sade olabiliyor..
Diğer yandan kitapta takıldığım başka bir husussa, Feyza'nın kızı Hilal'e küçükkenden vermek istediği İslam terbiyesini aşılama şekli. Bu anlatım tarzı evvelce daha meşhur olmakla beraber günümüzde de meşhur. "Günah işlersen Allah ﷻ seni sevmez, iyilik yaparsan sever. Yakar, ceza verir vs..." gibi Yaratıcı'dan korkutarak verilen yanlış bir dinî eğitim şekli..
Yahu Allah ﷻ eğerli, çünkülü, amanlı sevmez ki.. Rağmenli sever. Şayet şartlı bir sevgi olsaydı, İslam'ı hakikatte yaşayıp, sadece inanmakla yetinen, yahut da mü'min olan ile kafir olan aynı muameleyi görebilir miydi? İnananlar daha güzel bir hayat yaşamaz mıydı?
Artık İslam'ı lütfen devamlı surette cezalandıran bir din olarak göstermekten ve görmekten vazgeçelim. Bu böyle bir din değil..
Gelelim kitabın ana konusuna..
Şatafalı, depdebeli, dininden bî-haber, güzelliği ile etrafına ışık saçan bir genç kızın, mazbut ve yakışıklı olan bir gence aşkıyla başlıyor..
Daha sonrasında hikaye bununla ilintili olarak imtihanlar, dönüşüm ve değişimler, acılar çerçevesinde devam ediyor. Her yaşanılanın bir hikmete ram olmasını bir başka noktada tezahürr ediyorsunuz. Ve bununla birlikte şunu anlıyor insan, kaderin insanın ahlakını ve imanını imtihan ederken ne derece yoğurup şekillendirdiğini...
Ben çok etkilendim. Ölçtüm, biçtim, tarttım kendimi. Bazen şikayet ettiklerimizin birer nimet olduğunu, bazense nimet sandıklarımızın asıl imtihanımız olduğunu farketme sebebim oldu bu kitap..
Bir de şunu eklemezsem rahat edemeyeceğim, zira burası beni çok rahatsız etmişti.. Belki tutum ve düşüncem yanlış fakat bunu bir anne kalbiyle yazıyorum.. Başörtüsünü okul dışında takmasına rağmen küçücük bir çocuğu okulun duvarına çarpan Ayten öğretmen, seni öğretmen olarak değil ama sıradan pasif bir insan olarak karşıma alıp, bir anne olarak duvardan duvara çarpmak istedim defalarca. Kimse ama hiç-kimse bir çocuğu hem de suçsuz olduğu, kendi özgür iradesini kullandığı bir yerde böyle canicesine dövemez. Şimdi bana "küçükkenden ne iradesi, o çocuk başörtmemeli, daha sonra karar vermeli" diyenler olacaktır. Halbuki ben küçükken kapanmayı bilemeyen bir çocuğun açılmayı da bilemeyecğini, bu minvalde iki durumda da iradesinin olmadığını savunuyorum. Buna istinaden, ben evladımı kendi iradesi ile birşeylere karar verene dek demek ki inancım ve değerlerim üzerine inşa etmekle memurum.
Böyle birisi şimdi çıksın da vursun bakalım bir sabiye.. Neyse, okurken delirmiştim hem öğretmene hem de Feyza'nın sakinliğine.. Belki mümin olmak bunu gerektirir, ama ben bunu kabullenemiyorum, muhtemelen de bu durumda bütün kimliklerimi bir yana bırakırdım diye düşünüyorum..
Yazarın da dediği gibi "Anneler, evlatları için yaşarlar.."
Şimdiden keyifli okumalar...