Kahve Soğumadan Önce 9/10
Zamanda yolculuk edebilseydiniz kiminle buluşmak isterdiniz ? Tokyo’nun ara sokaklarından birinde, ziyaretçilerine özenle demlenen kahvelerini sunan yüz yıllık bir kafe bulunur. Yalnızca dikkatli gözlerin seçebileceği, bodrum katındaki küçük bir kafe... Öyle küçük ki üç masa ve altı sandalye ile mekân baştan başa doluyor. Duvarda ise her biri ayrı bir zamanı gösteren üç saat asılı. Etrafınıza bakındığınızda en hafif tabirle “sıradan” olarak niteleyeceğiniz bu yerin kolaylıkla tahmin edilemeyecek bir hizmeti daha var: Zamanda yolculuk.
Ancak bu, o kadar da kolay değil. Öncelikle belli bir sandalyeye oturmanız gerekiyor ki o, günde sadece bir kez masadan uzaklaşıp kısa süre sonra geri dönen bir hayalete rezerve edilmiş durumda. Eğer oturmayı başarırsanız süreniz dolana kadar sandalyeden kalkamaz, kafeyi terk edemezsiniz.
Bir kez daha görmeyi ümit ettiğiniz kişinin daha önce bu kafeyi ziyaret etmiş olması gerekliliği ve geçmiş ya da geleceği asla değiştiremeyeceğiniz gerçeği de cabası... Ama hepsinden önemlisi, kahve soğumadan önce geri dönmek zorunda oluşunuz.
Ne geçmişe ne de bugüne ait olan bir hayalete dönüşmek istemiyorsanız duvardaki antika saatlerin sesine kulak verin: “Tik-tak, tik-tak, kahve birazdan soğuyacak!”
Bir çırpıda okuduğum akıcı, merak uyandırıcı bir kitaptı. Kitap 4 kişinin zamanda yolculuk hikayesini anlatıyor. Kiminin geçmişindeki pişmanlıklar, kiminin acıları, kiminin söylemek isteyip de söylemedikleri söylemek için geçmişe gitmek onlar için önemliydi. Yazarın okuduğum ilk kitabı, oldukça yalın bir dille tüm duyguları okuyucuya geçirebiliyor. Zamanın kıymetini bilmek, sevdiklerinin kıymetini bilmek o kadar önemli ki. Kitap bir kez daha hatırlatıyor.
Kahve Soğumadan Önce