Gönderi

Ne tasavvuf ne dinin esasıdır dedim ne de dinde böyle bir zevk yoktur dedim.
9/10
·206 syf.··
Beğendi
·
2023 99. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2023 13:49
Mustafa İzzet Baki, sonradan aldığı Abdül ismiyle Baki olanın kulu anlamı gelen ve bilinen adıyla Abdulbaki Gölpınarlı.... Gazeteci bir Mevlevi olan Ahmet Agâh Efendi'nin oğlu olup daha küçük yaşta babasından sebep, tasavvufla Kur'ân'la iç içe olmuş gönlünü de zihnini de buralarda terbiye etmiş, tasavvufun içine doğmuş biri... Çok sayıda metin şerh etmiş, makaleler yayınlamış. Neredeyse bütün eserlerini çevirdiği Mevlana üzerine, Çalıştığı mezhep ve tarikatlar üzerine, divan edebiyatı, halk edebiyatı üzerine kapsamlı eserler vermiş ülkemizde bu konuda akla gelen ilk isimlerden... Bu kitabı da yine tasavvuf meseleleri üzerine yazılmış, yüz soruda tasavvufun genel hatlarına Kur'an'daki yerinin ne olduğu, hadislere ne kadar dayandığını, büyük mutasavvıfların görüşlerinin, sûfilerin tasavvuf anlayışının ve ilk temsilcilerinden bugüne gelişine kadar süregelen esasları ve incelikleri üzerine yazılmış başlangıç için okunabilecek temel bir kitap... Kitaptaki sorular; tasavvufun ve sûfilerin hassasiyetlerinden zaman içinde geçirilen değişime, tarikat derecelerinin tekkedeki edep erkana kadar, zikirden zikrin yapılışına kadar incelemiş. Çeşitli dönemlerde edebiyata, müzik ve sanata Toplum ve kadına, iktidar ve siyate bakışını (zaman zaman etkisini) ele almış ve bunu: "Ne tasavvuf ne dinin esasıdır dedim ne de dinde böyle bir zevk yoktur dedim." diyerek tarafsızlığını korumuş bir yazar. Kur'ân-ı Kerim'de tasavvuf, sufî gibi hiçbir kelime geçmediğini. Hz. Peygamber'in, "Allah'la oturup kalkmak isteyen, sof giyenlerle düşüp kalksın." mealinde bir hadisi olduğunu sufiler söylerlerse de bu söz, uydurma hadislerden olduğunu; sof giymek hakkındaki hadisler de uydurma olduğunu söylemiş.Bu konu üzerine çeşitli rivayetlerin, görüşleri bildirmiş önemli sorularla konulara açıklık getirmiş önemli bir kitap. Meseleleri buna benzer uzun pasajlarla ele aldığından içeriğini alıntılarla tam olarak sunulması biraz güç bu anlamda yine de önemli rivayet ve görüşleri incelemenin altına yorum olarak bırakmayı daha makul buldum... İlgilenip okumak isteyenlere şimdiden iyi okumalar dilerim... Tasavvuf Meseleleri Abdülbaki Gölpınarlı
Dini-Tasavvufi İslam Edebiyatı
Tasavvuf MeseleleriAbdülbaki Gölpınarlı · Kapı Yayınları · 2020158 okunma
·
273 Gösterim
12 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Doğan
Gönderi Sahibi
Felsefe, akıl yoluyla gerçeğe ermeye uğraşır; tasavvufsa aklın gerçeğe ulaşamayacağına, gerçeğe ulaşmanın ancak aşk ve cezbeyle mümkün olacağına inanır. Felsefe bilgiyle yürür; tasavvufsa bilgiyi ancak bir vasıta olarak kabul eder; gaye olarak tanınırsa insana benlik vereceğini söyler.*
Doğan
Gönderi Sahibi
Sufiler, her şeyin canlı olduğuna inandıkları için her şeye karşı merhametle, esirgemeyle muamele ederler. Namaza duracakları vakit, secde yerini öperler. Namaz bitince gene secde yerini öpüp kalkarlar. Bir araya geldikleri zaman, yeri öperek şükür secdesini yerine getirirler. Yürürken bile yere hızlı basmazlar; yer, ayaklar altına döşenmiştir, herkesi başının üstünde taşımaktadır, herkese hizmet etmektedir. Bu yüzden onlar da bastıkları yeri incitmekten çekinirler. Su içecekleri vakit bardağı hafifçe öperler. Kaşığı, çatalı ellerine alınca sapını öperler. Sofrayı öpüp otururlar; yemek bitince öpüp kalkarlar. Bu öpmeye "görüşmek" derler. Yatarlarken yastığı, üstlerine alırlarken yorganı öperler ve gene yorgan ve yastıkla görüşerek kalkarlar. Hatta mendil gibi öpülemeyecek şeyi bile alırlarken onu öper gibi yapıp parmak uçlarını öperler. Bütün bunlar, tarikat edepleridir ve her şeyi canlı kabul ettiklerindendir.*
Doğan
Gönderi Sahibi
Sufilere göre insan, yüce âlemden, unsurlardan, üç çocuktan süzülüp gelmiştir. Görünüşte âlem, insana göre çok büyüktür; fakat insan, âlemden küçük olmakla beraber büyük âlem, çekirdeğin meyvede, meyvenin ağaçta bulunması gibi insanda dürülmüştür.*
Doğan
Gönderi Sahibi
İlme'l-yakîn, şeriatın zahiri; ayne'l-yakîn, emirleri ihlâslı yapmak; Hakka'l-yakîn, kulluk ederken âdeta Hakk'ı görmektir.*
Doğan
Gönderi Sahibi
Arapça bir kelime olarak yakînin lügatte anlamı, şüphesiz bilgidir. Terim olarak, bir şeyi, başka türlü olmasına imkân bulunmadığına inanarak, olduğu gibi bilmektir. Bilgi yoluyla bir şeyin bu çeşit bilinmesine ilme'l-yakîn, keşif ve görüşüyle bilinmesine ayne'l-yakîn denir. Hakka'l-yakîn, kulun Hakk'ta yok olması ve Hâk varlığıyla varlığa ulaşmasıdır.*
Reklam
Doğan
Gönderi Sahibi
Sufiler, zikrin sonucu olarak kalbin, daimi bir surette zikredeceğine inanırlar, dil dudak oynamaksızın kalp, tevhit kelimesini yahut Allah ism-i celâlini zikreder onlarca. Bu hâle gelişe "kalp çocuğu" anlamında "veled-i kalp" doğması denir.*
Doğan
Gönderi Sahibi
Zikirde, lâ ilâhe illallâh'da, ilk lâ ilâhe'de baş, göğüsten sağa doğru kaldırılır; illallâh denirken sola, kalbe doğru indirilir; sonra gene kaldırılarak ikinci kelime-i tevhit'te birincisi gibi söylenir. Başı göbeğe doğru indirirken lâ, yukarı, sağa doğru kaldırırken ilâhe, sola doğru çevirirken illâ, kalbe doğru indirirken ilâh dendiği, bu suretle zikredildiği de vardır ki bu çeşit zikre, dört vuruş anlamında çârdarb derler.*