Puan vermedi·222 syf.····Okunma: 27 Mayıs 2023 00:07 Öncelikle merhabalar.
Bu kitabı okumadan önce bende bir yara bırakacağını tahmin etmiştim, ama bu kadar derin olacağı hiç aklıma gelmemişti...
Diyeceklerime Yusuf karakteri ile başlamak istiyorum. Kendisine ilk başta ne kadar sevsem ve ısınsam da olayların karmaşa içine dolandığı yerde ne kadar vurdumduymaz olduğunu görüyorum.
Bir gayesi olmadan boş boş dolaşması, bir nevi ölüme neden oldu. İlk başta küçük yaşta kaybettiği ailesine üzülsem, kaymakamın evlat edinip eve getirişine sevinsem de... Bunlar yeterli olmadı.
Büyümeye başladığında, bir şeyleri kendi başına halletmeye çalışması da gözüme çok güzel gelmişti lakin...
Beni büyük rahatsız eden durumu okuyana kadar.
Kaymakamın borcunu arkadaşından para alarak kapatması, ve bunun karşılığında üvey kardeşini arkadaşına vermek istemesi...
"Beni kaça sattın ağabey?"
Bu içime oturan bir cümle olmuştu.
Küçük yaşta evlilik, kaymakamın eşi olan Şahende Hanım'ın ben sana geldiğimde kaç yaşındaydım bey deyip kızını 13 yaşında ahlakı bozuk ailenin serseri çocuğuna vermek istemesi... Sadece doğurmakla anne olunmayacağını gösterdi bana.
İlereyen bölümlerde Yusuf ve Muazzez (kaymakamın kızı) nikah kıydığında bir oh çekmiştim. Şimdi ise helal ve doğru bir şekilde yaşam sürecekler. Ta kii kaymakamın ölümüne kadar.
İyiliği beklerken hayatımızda aslında kötünün doğurduğu
iyiliği bekliyoruz. Çünkü iyilik ve kötülük birbirini kıskanan iki kardeş gibi adeta...
Kaymakamın yanında işe giren Yusuf, evin neşesi Muazzez, Kaymakam, Şahende tartışmalara rağmen sıkıntısız bir hayat sürerken tam anlamıyla kaymakam öldükten sonra hayatları tepetaklak oluyor.
Başka bir işe geçen Yusuf kazandığı para aileyi geçindirmeye yetmezken; Şahende ve kızının düştüğü kötü yol en büyük belanın ön gösterimiydi.
Kitabın sonunda Yusuf hep kaderinde olan yalnızlığı yaşamak zorunda kalırken, 15 yaşındaki güzel küçük Muazzez toprak oldu.
Ne kadar acı aslında. Küçük yaşta evlilik, babanın ölümünün aileyi her açıdan yıkması, ahlaki bozukluk, bir yandan arkadaş dediğin insanın gerçek bir arkadaş olmaması... Daha çok sayarım.
Okurken hayata dair her şeyi gördüm, acı gördüm, mutluluk gördüm, ölüm gördüm.
Belki sonda ağladım, belki bazı yerlerde gülerek okudum lakin bu kadar şeyin altında hep acı yattı. Açık bir yara nasıl sızım sızım sızlarsa benim kalbimde öyle sızladı.
Bitirmenin burukluğunu yaşıyorum bir yandan, hep okumak isteyeceğim ve dönüp dönüpte okuyacağım bir kitap oldu. Sabahattin Ali, yine ölümün acısını sıkıştırmış satırlar arasına...
Saygılarımla.