·376 syf.····Okunma: 21 Mayıs 2023 23:49 "Hangisi daha önemli," diye sordu adam.
"Yolculuk mu yoksa varacağın yer mi?"
"Sana kimin eşlik ettiği," dedi kadın.
Latin edebiyatına her ne kadar erkek egemenliği hakim olsa da bence Allende tek başına bu egemenlikte eşitliği bozacak bir ağırlığa sahip. Yazarın kitaplarını okuduğumda her seferinde aynı duyguları hissediyorum. Yazar karakterlerini öyle kurguluyor, onlara öyle bir ruh üflüyor ki bu karakterleri unutmanız mümkün değil. Yazarın kitapları insana bir doluluk, derin bir yaşanmışlık hissi veriyor. Bu romanı da istisna değil. Yazar bu kitabında her ne kadar bir çiftin hayatını konu ediyor olsa da aslında bence arka planda yazar kendi ülkesinin yakın tarihine ışık tutan bir kitap yazmış.
1930’ların sonlarında İspanya İç Savaşında General Franco ve Faşistler Cumhuriyetçileri yenerek hükümeti devirirler. Bunun sonucunda yarım milyon İspanyol ülkesini terk etmek zorunda kalır. Tıpkı Amerikan İç Savaşı gibi bu iç savaş da insanları birbirinden ayırmış. İnsanlar arkadaşlarını, ülkelerini hatta ailelerini geride bırakmışlar. Bu insanlar öncelikle Fransa’ya sığınırlar. Bunlardan biri Roser diğeri de Roser’in karnındaki bebeğinin amcası Victor adında bir kalp doktorudur. Fransa’daki toplama kampında 20 bine yakın insan ölmüştür ve bunların birçoğu da çocuklar oluşturmuştur. Şanslı olanlar Roser’in karnındaki gibi doğmamış çocuklar olmuştur. Bu kitap her şeyden önce tarihi olaylara dayanır, karakterler de olaylar kadar gerçektir. İspanya’yı kasıp kavuran iç savaşa Şilili şair Pablo Neruda kayıtsız kalamaz ve oradaki insanlara yardım etmek için Şili devlet başkanının izniyle SS Winnipeg adında bir gemiyi İspanya’ya gönderir. İki bin İspanyol sığınmacı ile birlikte Roser ve Victor da bu gemiyle Şili’ye doğru yola çıkar ve 2. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği gün Şili kıyalarına demir atarlar. Roser ve Victor bu gemiye binebilmek için birbirlerini sevmeden evlenmek zorunda kalırlar. Bu yolculukla birlikte bu ikili sadece Şili’ye değil yıllarca sürecek çalkantılı bir hayata da yelken açmış olurlar. Bu ikili acaba kendilerini bekleyen hayatı bilselerdi yine de o gemiye binerler miydi bilmiyorum ama benim en çok merak ettiğim soru buydu. Aslında burada ne yolculuk önemli ne de varacağınız yer. Önemli olan bir şey varsa o da yanınızda “kimin” olduğudur. Yanınızda “doğru kişi” varsa bence her şey mümkün bu hayatta. Bu ikilinin kaderinde sadece zorluklar olmayacak, aşk ve umut da olacak. Öyle bir aşk ki bu 50 yıl kısık ateşte pişen bir aş gibi yavaş yavaş gelişecek, olgunlaşacak ve ruhlardan taşacak. Bu aşk kıtaları ve okyanusları aşacak kadar güçlü olacak. Aşk olgusu Allende romanlarında en vazgeçilmez unsurdur. Romanlarının mayası aşktır. Durum ne kadar kötü olursa olsun hikâyenin merkezinde hep bir aşk olmuştur. Amor vincit omnia kuralının tezahürünü en çok Allende kitaplarında görmek mümkün.
Yeni bir kültüre, yeni bir kıtaya yerleşen ikili için hayat hiç de kolay olmaz. Roser ve Victor çifti Şili’de de huzur bulamaz. General Pinochet Amerika’nın desteğiyle 1973’te seçilmiş cumhurbaşkanı Salvador Allende’yi (yazarın babasının kuzeni) bir hükümet darbesiyle devirir. Bu sefer de bu diktatörün pençesinden kurtulmak için Venezuela’ya sığınmak zorunda kalacaklardır. Hayatları bir esir, bir mülteci, bir göçmen gibi oradan oraya savrulur.
Kitapta hayatta kalma arzusu önemli bir yer tutsa da bence en önemli başlık kadınlardır. Allende romanlarında ben her zaman kadınların ön planda olduğunu, en güçlü de onların olduğunu gördüm. Burada da durum değişmiyor. Roser mesela hamile haliyle dağları aşarak Fransa’ya ulaşmayı başarır. Hayatı boyunca maruz kalacağı zorluklar ve yaşayacağı sıkıntılar onu yıldırmaz. Kitaptaki en güçlü karakterdir. Laura Del Solar’ın kaderi de Roser gibidir. 5 çocuk annesi olan Laura kendini tümüyle eşine ve çocuklarına adamıştır. Kendine dair hiçbir şeyi yoktur ve sevdiği insanlar için kendi hayatını feda etmiştir. Kitaptaki diğer kadın karakterler de en az bu iki kadın kadar belirgindir. Allende’nin kitaplarında kadınların maalesef hiç rahat bir yaşamları olmaz. Ancak bu kadınlar çok sabırlı, çok güçlü ve aşk doludurlar.
“Denizin Uzun Taçyaprağı” özetle İspanya İç Savaşı'nın karanlık geçmişine ışık tutan tarihi bir çalışma. Tarihi nitelikte olan bu çalışmada bu çatışmanın sonuçlarını, sosyalizmin Avrupa’da ve Güney Amerika’da 20. yüzyıl başında ortaya çıkmasıyla yaşanan toplumsal ve siyasi değişimlerin insan üzerindeki etkisini rahatlıkla görebiliyoruz. Bunun yanında diktatörler ve Şili’nin modern tarihi hakkında da geniş bilgi sahibi olabileceğimiz bir eser. Ama tüm bunların ötesinde bu roman bence bir aile destanın tam merkezinde yer alan bir aşk masalı niteliğinde harikulade bir kitap.