Kütüphanemin En Güzel Kitabı
9/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2020 17:25
“Bu Ülke” Cemil Meriç’in eşsiz bilgi kütüphanesinden bizlere sunduğu bir mükafat. Onun engin irfan deryasına bir kap daldırıp kendimize ne alabilirsek kar. Bu Ülke’nin eşi olan bir kitap yok. Bunları çok beğendiğim için mi söylüyorum, hayır. Bu Ülke’yi hakkıyla anlamak, her satırını, her sayfasını idrak etmekse bir Cemil Meriç olmadıkça neredeyse imkansız. “Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.” diyor Cemil Meriç. Bu sebeple öncelikle hayatına bir göz atalım. Cemil Meriç, çocukluğunu Fransız mandası altındaki Hatay’da çok zor şartlar altında geçirmiş. Aile ve çevre şartları onu zor yıllara mahkum etmiş. Arkadaşlarından dışlanmış, okulda istenmeyen bir öğrenci olmuş. Hayat onu şu satırları yazdıracak kadar zorlamış: “Düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım. Anlıyorum ki, zalim ve kıyıcı bir gerçekten kurtulmanın tek çaresi, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak.” Her şey de bir hayır vardır deriz ya hani. Cemil Meriç’te de aynen böyle oluyor. Dış dünyadan uzaklaştıkça iç dünyasına kapanıyor. Kitaplara. Kendi deyimiyle kitap, yani ışık. Ardından şu sözler dökülüyor kaleminden “İnsanlar kötüydü, kitaplara sığındım.” Kitaplara sığınmasının ardından yazı hayatına atılıyor. İlkokul ve Lisede tüm kompozisyon yarışmalarında birinci oluyor. Sonrasında ise “Başka bir iklimde, başka bir çağda doğam düşüncenin kendi toprağımızda dirilmesi” olarak nitelendirdiği çeviri hayatına başlıyor. Balzac ve Fransız Edebiyatı başta olmak üzere ülkemize birçok kitap kazandırıyor. “Hayatı kalemiyle kazanmak zorunda olan bir adam... Yıllarca yaşamak ve yaşatmak için Balzac çevirdim.” “Harcadığım emekleri ne okuyucu fark etti, ne de münekkit.” Necip Fazı’ın “Denizdeki su biter, derdim bitmez” dediği misali Cemil Meriç’in karşılaştığı zorluklar da dur durak bilmiyor. Küçüklükten beri sıkıntı yaşadığı gözleri artık dayanamıyor ve en büyük imtihanı olarak gözlerini kaybedişini şu sözlerle aktarıyor: “Gözlerimi, yeni her şeyimi kaybettim. Ölümü bir münci (kurtarıcı) olarak arıyordum. Meselelerimi ancak o çözebilirdi, korkak olduğum için intihar edemedim. Beklediğim bir şey yoktu. Yazdıklarımın hiç biri yankı uyandırmamıştı. Ne yazacaktım?” Feryatları sükutla haykırıyor adeta. “Tam istikbale kavuşacağımı umduğum anda gözlerimi kaybettim.” Gözlerini de kaybettikten sonra kitaplarla iyice bir bütün oluyor Cemil Meriç. Ve Hint Edebiyatına yönelişini şöyle ifade ediyor: “Anladım ki başka Avrupa’lar da var.” “Hint’i yazarken tek amacım vardı. Asya’nın büyüklüğünü haykırmak.” ve şu tavsiyeyle devam ediyor: “Düşünce dünyasını fethe koşanların uğrayacağı ilk ülke Hint olmalı. ...Çağdaş Avrupa en aydınlık taraflarıyla Hint’in bir devamıdır. Hint belki bütün hakikat değil ama hakikat. Bir kaçış değil, bir arayış.” Ardından “Bir Dünyanın Eşiğinde” adlı kendi deyimiyle bedbaht kitabını yayınlıyor. Hint edebiyatının derinliklerine indiği kitap bu. “O kitaba harf harf hayatımı işledim. Dört yılım sayfa oldu. Hint, rüyalarımda, hicranlarımda benim. Benim türbem. Bugün ziyaretçisi yok bu türbenin, yarın olacak mı?” “Ulu çamlar, fırtınalı diyarlarda yetişirmiş” diyor Cemil Meriç, Kemal Tahir için. Kendisi için de bu ifade geçerli. Bir yandan gözlerini kaybetmenin vermiş olduğu zorluk, diğer tarafta yılları harcadığı eserlerin okuyucuya kavuşamaması. Çocukluk yıllarını tek bir mutlu anım yok diye dile getiriyor. İşte tüm bu fırtınalar onu ulu bir çınar haline getiriyor. Kökleri Antik Yunan ve Roma edebiyatından, Çağdaş Avrupa’ya, Avrupa’dan da Hint Edebiyatına kadar uzanan dev bir çınar. “Sözle, yazıyla kazanılamayacak savaş yok” diyor Bu Ülke’den bahsederken. Batılılaşmaya karşı fikirlerini çoğu Türk yazarından farklı olarak net bir şekilde haykırıyor ve aramıza büyük bir duvar örüyor ve devam ediyor “Kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur. Tarihe, yani ebediyete.” Bu Ülke’ye geçecek olursak şu can alıcı satırlar benim çok büyük bir önem arz ediyor. “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen bu mülakata bu kitabı yazmak için geldim: Etimin eti, kemiğimin kemiği.” İdeolojiler hakkındaki çerçeveletip asmalık cümleleri şu şekilde dökülüyor kaleminden “Karanlıkta kavga olmaz. İdeolojiler uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri. İstemesek de onlara muhtacız. İdeolojiye düşmanlık tek bir izm’e teslimiyettir: Obskürantizme (bilmesinlercilik). İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları. Haritasız denize açılır mı? Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz. Pusulaya da ihtiyaç var. Pusula: Şuur. Tarih şuuru, milliyet şuuru, kişilik şuuru. İdeolojilerin peşine takılanlar pusulasızdırlar. ...Toprak sarsılıyor. Hepimiz esfel-i sefiline uğramak istemiyorsak, gözlerimizi açmalıyız. Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız. Bütün ideolojilere kapılarımızı açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiye’nin kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek. İşte en doğru yol!” Tarihimizin büyük mirasından kastı Osmanlı. Ne yazık ki günümüzde Osmanlı algısından da şikayetçi: “İhtiyar dev, mazideki ihtişamdan utanır oldu. Sonra utanç, yerini unutkanlığa bıraktı.” Ne kadar da haklı. Günümüz insanı mazisini unutur, haşa ihtişamdan utanır oldu. Osmanlı’yı “Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine” olarak tarif ediyor. Batılılaşmayı sert bir şekilde eleştiren Cemil Meriç, doğru bir toplum düzeni için İslamdan yanadır. Hükümetimizin kendi dini kanunlarımız esası üzerine kurulması gerektiğini, batı kanunlarının temelinin Hıristiyanlık olduğunu ve ilerici veya gerici kalmamızı değil Türk kalmamız gerektiğini savunur. İslamda dilenciyi halifeye eşit kılan hüviyet oluşundan memnundur ve şunları söyler: “İslam için hürriyet felsefi değil, hukuki bir mefhum. Temeli: Camianın bütün fertleri arasında tam bir hak eşitliği olduğu inancı. ...Ümmetin Avrupa dillerinde karşılığı yok. Kuran hem bir ibadet kitabı hem bir anayasa, muhatabı bütün insanlık. ... İslamiyet, Batı’nın gerçekleştirmeye çalıştığı eşitliği çoktan fethetmiştir. Demokrasinin ta kendisidir İslamiyet.” Avrupa’nın Osmanlı ve Türkiye’yi dinsizleştirme çabasını şöyle ifade eder: Avrupa’nın tek emeli Osmanlı’yı dinsizleştirmektir. Dinsizleştirmek, yani “etnik bir toz haline getirmek. Dinsizlik, Batı’nın yükselen sınıfları için ne kadar hayırlıysa, bizim için o kadar meşumdur; onlar için ilerleyiş, bizim için çözülüş ifade eder.” “Altı yüzyıl beraber ağlayıp beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşum bir salgın. Tarihin dışına çıkan Anadolu. Tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. “ Çok okuyan biri olarak insanların kitaplara gösterdiği rağbetten şikayetçidir Cemil Meriç. “Düşünceyi küçümsüyoruz” diyerek bunu dile getirir zaten. Okumanın ucuz olduğunu, insanların eğlence için harcadıkları paraların çok daha fazla olduğunu ve kimsenin okumaktan sefalete düşmediğinden bahseder. “Don Kişot Futbol maçı biletinden daha ucuz.” Bu Ülke cidden çok karmaşık, içinde yüzlerce bilgi barındıran bir entelektüel hazine. Kesinlikle bir okuyuşta anlaşılabilecek kavranıp rafa kaldırılabilecek bir kitap değil. Defalarca okunsa her seferinde yeni şeyler öğrenilecek, yeni detayların farkına varılabilecek bir kitap. Yazar bunu şu sözlerle dile getiriyor: “Yazarın gerçekten değeri varsa, düşüncesini bir hamlede kavrayamazsınız. Söylemek istediklerini bütünü ile söyleyemez yazar, söylemek de istemez. Gizler, istiarelere başvurur.” Cemil Meriç’in de değerli bir yazar olduğu gerçeğini yok saymazsak düşüncesini bir hamlede kavrayamamamız aşikar. devamında “Yazar düşüncelerini yardım olsun diye sunmaz. Bir mükafattır bu. Layık mısınız değil misiniz? Anlamak ister. Tabiat da öyle değil mi? Altın neden toprağın derinliklerinde?” Bizlerin de ya da kendi adıma konuşayım bu mükafata layık olmadığımız şüphesiz. Tekrar tekrar okunması gereken her seferinde harfleri, kelimeleri ve cümleleri fethetmemizin gerektiği bir kitap Bu Ülke. Bu Ülke’yi çok sevdim. En azından anlayabildiğim kadarını. Sizlerin de okumanızı, Cemil Meriç’in irfan deryası olan “Bu Ülke”ye bir kap da sizin daldırmanızı tavsiye ederim. Kütüphanenizde bulunması gereken bir fikir kitabı. İncelememi bir nevi özeti yazarın şu sözleriyle bitirmek istiyorum: “Bana sorarsan kütüphanene dön, yani kitap ol. Aydınlan ve aydınlat.”
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
·
292 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.