Saygılı bir sessizlik içerisinde seyredilen vuruş, kimin kazanacağı belli olmadan uzayıp gidiyordu. Genç Gök Türk beğinin çok çevik ve atılgan hamlelerine Ay Hanım hesaplı ve keskin saldırışlarla karşı koyuyor, bazen biri, bazen öteki ilerliyor veya geriliyordu. Bir aralık Dokuz Oğuzlar arasında bir dalgalanma oldu: Ay Hanım’ın yüzünde ince ve kan sızan bir çizik görmüşlerdi. Şimdi çok heyecanlıydılar. Soluk bile almıyorlardı. Ay Hanım yakından kılıç vuruyor, bunun için durmadan yağısına yaklaşıyor, öteki bir sığırı ikiye biçecek sertlikte vuruşlarla hücumları çeliyordu.
Sinir gerilmelerinin son ucuna vardığı ve kılıç çarpışmalarından başka ses işitilmediği bir sırada birdenbire Deli Ersegün’ün sendeleyerek sola doğru iki adım attığı ve öne doğru bükülerek yere kapaklandığı görüldü. Birçokları bunu bir savaş hilesi sanmışlardı. Çünkü kimse ona kılıç değdiğini görmemişti. Fakat göğsüne bastırdığı sol elinin kana bulanmış olduğu görülünce herkes Göktürkün yaralanıp düşmüş olduğunu anladı ve hepsi geniş birer soluk aldı: Ay Hanım vuruşu kazanmıştı.
Kağan kızı yere düşen yağısının baş ucuna kadar gelerek onu süzdü. Ersegün kılıcını bırakmamıştı. Sol elini yarasına bastırıyor ve acı çektiği halde gık demeden kendisine bakıyordu. O zaman Ay Hanım Yüzbaşı Kadir Bağa’ya:
— Yarasını tımar edin! buyruğunu verdikten sonra otağına yürüdü ve diz vurarak kendisini ululuyan Dokuz Oğuzların sevinçli bakışları arasında içeri girdi. (Sf. 517-518)
Sayfa 517 - ÖTÜKEN, 115.Basım